Bereketli toprakları, konumu ve pek çok önemli şehre yakın olması, tarihinde, gelişmiş yapısı, sağlam bir kale ve askeri merkez durumu sebebiyle Manisa, dünya tarihinde hep mühim bir yerleşim oldu. Bu şehirde birçok antik medeniyet de yaşamıştı, Türkler bu toprakları alınca, güzelleştirip, bayındır ettiler.
Şehir gönençten pay aldığı gibi sıkıntıları zor zamanları da yaşadı. Verimli arazilerinde tarım ürünleri sanki yerden biterdi. Kum Çayı ve Nif Çayı Gediz nehriyle birleşir, Manisa Ovasını yeşile dönüştürürdü. Bu Münbit Ova asırlar boyu pamuk tarlalarıyla dolu olurdu. Pamuk uzun süre Manisa’nın çiftçisinin bereket kaynağıydı. Hem yurtdışından gelen ucuz rekabet, hem su sorunu ve maliyetler neredeyse ömrünü tüketti. Ovada sınırlı olmakla birlikte, yüksek ve dağlık yerlerde tütün ekimi önemli bir ziraat kaynağı oldu. Yurt dışından görülen baskı ve kısıtlamalar ve sağlık sorunlarıyla, sınırlı, çok az bir üretim kaldı.
Şehrin ilçeleri ve etrafıyla birlikte en mühim faaliyeti üzüm yetiştiriciliği halen Türkiye ve dünyada öncü gücü olarak devam etse de üretim maliyetleri ve İran ile Türkistan gibi ülkelerin üzümde fiyat baskısı, çiftçiyi üzüm üretimden kaçırmaya ve bağcılıktan soğutmaya başlaması, üretim için bir tehlikeli bir durum oluşturmaktadır. Sıkıntıların artmasıyla bıkıp usanan, Manisa Ovalarında ve alçak tepelerde daha az maliyetli ve zahmetsiz, yoğun bir zeytincilik faaliyeti başlamış ve zeytinde, Türkiye’nin öncüsü konumuna ulaşmayı başarmıştır. Tarım, emek yoğun bir sektör olduğundan Şehir dışından uzun süre en başta Balıkesir olmak üzere mevsimlik işçi ile canlanmıştır. Hayvancılık ise daha sınırlı sayıda kalmıştır.
Türkiye’yi ve Manisa’yı bekliyen en büyük tehlike verimli tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasıdır. Manisa merkezde, Gediz nehri kıyılarında, Merkez Güzelköy gibi tarım arazisi olan yerlerde, yoğun ve düzensiz bir yapılaşma çok büyük tehlikedir ve hızla devam etmekte olup, kesinlikle betonlaşma ve imar durdurulmalıdır. Çare olarak, yeni Yerleşimler ve İmar, Yunt Dağları ve benzeri dağlık ve kıraç bölgelere doğru açılmalıdır.
Sanayileşme, Manisa coğrafyasına ne kadar çok faydalı olsa da şehrin konumundan aşırı büyümüş ve tarım alanlarının ziyanına olanak vermeye başlamıştır. Çiftçiliğin zor durumundan köylü çocukları, ne yazık arazisini ekip biçmeyip, sanayide çare aramışlardır. Yapılması gereken, devlet desteklerin yanında, çiftçinin birleşerek planlı programlı hareket etmesi, birlik ve kooperatiflerin hayata geçirilmesidir. Burada hem Kamu hem Belediyelerin, Tarım Birimini kurması ve düzenlemeler yapılması, kendi öncülüğünde kurulacak birlik ve kooperatiflerle, kalkınma planları dâhilinde bir bütün olarak üretim pazarlama ve dağıtımı için çalışmalar yapılmalıdır.
Şehrin kanaat önderleri, durmadan çoğalıp icraatını görmek istediğimiz sivil toplum kuruluşları, somut ve birlik halinde, şehrin menfaatine çalışabilecek midir?
Söylediklerimiz bilinen gerçekler olabilir, ancak icraata dönüştürmesine çalışılmalı, bu irade ve bilinç gösterilmeli, canlı tutulmalı ve demokratik yollardan desteklenmelidir. Bu yönde çalışılırsa, toplumun refahının artması ve yeni iş imkânlarının da oluşmasına katkı sağlanır ve gelecek nesillere de iyilik etmiş oluruz.