Kurtuluş Savaşının önderi Atatürk, askeri başarılarının yanında, siyasi, sosyal, ekonomik bakımlardan en radikal reformların başarılmasında öncü oldu. O, Türk milletinin var olan yiğitliğini, eski çevikliğini, eski hayatiyetini bahşedecek tedbirleri de aldı.
Kurtuluş Savaşında, kongreler sürecinde ve Büyük millet meclisinin kurulmasında ve işleyişinde Padişahlık makamına cephe alınmamış, saygı gösterilmişti. 1921 yılında yapılan anayasada ulusal sınır, ulusal anlayış ve ulusal sınırlar içinde bağımsızlık prensibini koymuş, bu anlayışa dayanan toplum düzenini de halkçılık olarak adlandırılmış ve bununla ilgili yasalar çıkarılmıştı. Bu durum Cumhuriyet’e doğru yönelmiş yeni bir anayasa idi. Ve anayasanın 85. Maddesinde “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. ”Deniliyor, milletin tek ve gerçek temsilcisinin Büyük Millet Meclisi olduğu belirtiliyordu.
Mahmut Esat Bozkurt’tan nakille: Erzurum kongresi sıralarında, bir gün, Atatürk, Erzurum Millet bahçesinde gezinirken, millet, etrafını almağa başladı. Atatürk'ün yüzüne bakan halk, bir ağızdan bağırdı:
"Yaşasın Cumhuriyet!,,
Düşünelim bir kere, bunu bağıran kimdi. Türk halkı hem de öz Türk halkı. Bu halk, arkası gelmeyen savaşlarda bunalmış, sırtında yırtık gömleğiyle, ayağında yarım çarığıyla, yeni kurtuluş savaşlarına girmek üzere bulunan bir halktı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin tam bağımsızlık uğrunda verdiği savaşlar ve yaptığı mücadeleler sonunda Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması, Padişahlıktan yana oldukları sanılan milletvekillerini Meclis dışında bırakan yeni seçimin yapılması, Barış Antlaşması'nın yeni meclisçe onaylanması ve Barış Antlaşması ile belirlenen ulusal sınırlar içindeki yabancı işgal kuvvetlerinin memleketten çıkıp gitmesi, İstanbul’un törenle Naili Paşa komutasındaki Türk askeri birliklerine teslim edilmesi, yeni Türk devletinin açık ve seçik başlangıcı, o güne kadar izlenmiş olan, Mustafa Kemal Paşa'nın deyimi ile dört yıllık "Geçiş Dönemi’nin de kesin sonu oldu.
Eğitimde, ekonomide ve pek çok alanda yeni yapılanmalar için çalışmalar yapılıyordu. 9.Eylül 1923'te, Mustafa Kemal Paşa'nın Genel Başkanlığında Halk Partisi kuruldu, tüm Müdafaa-i Hukuk kuruluşları Halk Partisi'ne aktarıldı, İttihat ve Terakki Partisi'nin de devamı ve mirasçısı olduğu ileri sürülerek memleketin tüm güçlü politikacılarını Halk Partisi'nde toplama yoluna gidildi. 13 Ekim 1923 de Ankara başkent oldu.
Başbakan Fethi Bey’in, İçişleri Bakanlığı da kendi üzerindeydi ve kabinesi yıpranmıştı. Fethi Bey ve Ordu Kumandanı Ali Fuat Bey istifa ettiler. Meclisin çıkardığı yeni adaylar, Paşa tarafından uygun görülmemişti, böylece, bakanlar kurulu, Paşa’nın huzurunda istifa etti.
Şartlar olgunlaşmış ve tamamlanmıştı. Yapılan çalışmalarla meclisteki değişmesi gereken yeni bir durum ortaya çıkmıştı. Bütün hazırlıklar tamamdı. Mustafa Kemal Paşa, 28.10.1923 günü İsmet, Kazım, Kemaleddin Sami ve Halit Paşalar ile Fethi, Rize Mebusu Fuat, Afyon Mebusu Ruşen Eşref Beyleri akşam yemeğine çağırdı ve yemekte onlara ertesi günü , “Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” Dedi
Meclisin aldığı kararla, Cumhuriyet 29 Ekim 1923 günü ilan edildi. Afyon Mebusu Kamil Efendi kürsüde bir dua okudu ve İkinci Büyük Millet Meclisi'nin tarihi birleşimi sona ererken, "Türkiye Cumhuriyeti" adı ile Türk devletinin yeni bir dönemi başladı.