Muhabir kullanıcısı
Muhabir kullanıcısı
11 Kasım 2020 Çarşamba 12:18
Tarihi yapılar depremden nasıl etkilenmiyor!

(ÖZEL HABER)

Deprem gerçeği kendini bir kez daha hatırlattı ve İzmir’de birçok kişi enkaz altında kaldı, ölümler yaşandı. Depremle çöken 20-30 yıllık binalar deprem yönetmeliklerini, kesilen kolonları gündeme getirdi. Türkiye’nin birçok yerinde yaşanan 6 büyüklüğündeki depremler ölümlere neden olurken tarihi yapıların zarar görmediği akıllara kazındı. Peki, 30 yıllık binalar çökerken 500-600 yıllık tarihi yapılar nasıl ayakta kalıyor, biz gelişen teknolojiye rağmen neyi yanlış yapıyoruz?  Bu sorunun yanıtını Manisa’da tarihi binaların depremselliğini inceleyen Manisa Celal Bayar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Yapı Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ali Demir, Manisa’da Gündem Gazetesine anlattı.

BİNALARIN GÖÇMEMESİ GEREKİYORDU

Manisa Celal Bayar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Yapı Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ali Demir, herhangi bir yönetmeliğe göre yapılmış bir binanın çökmemesi gerektiğine işaret ederek, yapılan yanlışları anlattı. Doç. Dr. Demir, “Seferihisar açıklarında meydana gelen depremde ciddi yıkımlar meydana geldi. Deprem Sisam Adası açıklarında oluyor. Ana kayadan çıkan deprem ivmeleri Seferihisar’ı aşıyor, Kuşadası’nda herhangi bir hasara neden olmuyor ve Bayraklı’da yıkıma sebep oluyor.  Bu öncelikle araştırılması gereken konulardan bir tanesi. Biz burada yapı stokunun yetersizliğinden, yapıyla ilgili sorunlardan bahsedebiliriz. Biz yaklaşık 6 gündür sahadayız, orada binlerce bina var. Bu binlerce binadan 7 tanesi yıkılmış, ağır hasarlı binalar da var. Biz çok sayıda yapıda hasar olmadığını gözlemledik. Yıkım olan binalarda ekstradan bazı problemlerin olduğunu öngörüyoruz. Bu binaların çoğu 1975 deprem yönetmeliğine göre yapılmış. Göçmemesi gerekiyor. Bu binaların göçmesinin nedenlerinden bir tanesi mühendislik eksikliği, yapı denetim hizmetinin eksikliği. Bir diğer konu malzeme problemi, yumuşak kat sorunu. Binaların en alt katlarında iş yeri tarzında alanların olması, o katların daha yüksek olması ve tuğla olmaması. Bu binalarda ciddi problemlere yol açabiliyor. Herhangi bir yönetmeliğe göre yapılmış bir binanın yıkılmaması gerekiyor” dedi.

TARİHİ YAPILAR HASAR GÖRMÜYOR

Tarihi yapıların yüzyıllardır büyük depremler atlatmalarına rağmen ayakta kalmalarına dikkat çeken Doç. Dr. Demir, Manisa’da bu yapılarla ilgili bilimsel araştırmalar yaptıklarını anlattı. Doç. Dr. Demir, “Uzun bir süredir tarihi yapılar üzerine odaklandık ve çok sayıda tarihi yapıyı inceleme fırsatımız oldu. Depremlerde bu yapılar neden hasar almıyor, bunların gerekçelerini TÜBİTAK projeleri ile bilimsel projelerle ortaya koymaya çalıştık. Biz bu yapılarda sanal ortamda binanın planına göre depreme tabi tuttuk. Teknolojinin tüm imkanlarını kullanarak tüm hasarları, çatlakları ile modelleyip büyük depremlere olan dayanıklılıklarını da gördük. Araştırmalarda yapılarda ciddi hasarlar görmedik. Bu yapılar sayısız deprem atlatmış ve 500 yıldır ayakta duran yapılar. Bizim analizlerimizde de binalarda büyük hasarlar olmadığı ortaya çıktı” dedi. İzmir, Manisa, Afyonkarahisar’da çok sayıda tarihi binayı incelediklerini kaydeden Doç. Dr. Ali Demir, “Tarihi yapılarda şu ana kadar bize ulaşan bir hasar yok. Geçmiş dönemlerde yapılmış yapılarda herhangi bir kar amacı güdülmüyordu. Şu anda ne kadar çok kat sayısı olursa, bina ne kadar geniş olursa iyi oluyor diye bakılıyor. Kamu binalarında biz herhangi bir yıkım görmedik. Kamu binaları da kar amacı gütmeyen mantıkla inşa ediliyor” diye konuştu.

MİMAR SİNAN DEHASINA İHTİYAÇ VAR

Doç. Dr. Ali Demir özellikle Mimar Sinan’ın Ege Bölgesi’ndeki tek eseri olan Muradiye Camini de örnek vererek, “ O dönemlerde yapının ana merkezine ağırlık merkezine kubbeyi yerleştiriyorlar. O sistemi taşıyan altta kemerlerle fil ayaklarına taşıttırıyor. Burada çok ciddi bir ayrıntı var, sistemin hiçbir noktasında çekme kuvveti oluşturmuyor, her noktada basınç oluşturuyor. Dolayısıyla taşların, kolonların, fil ayaklarının veya kubbenin ayrılmasını sağlayacak bir gerilme oluşmuyor. Mimar Sinan bunu sağlamış. Minarelerde kenet ve zıvana kullanarak taşları birbirine bağlamış, bunları kurşunlarla birbirine bağlamış. Yapıların bir anda inşa edilmesini engellemek için malzemeyi sahaya yerleştiriyor, 1-2 yıl o zeminin sıkışmasını bekliyor. Zemin sıkıştıktan sonra yapıyı inşa ediyor. Bu yapıların altında rutubet olup yapıya zarar vermemesi için havalandırma kanallarını kullanıyor” dedi.

DEPREM SÜTUNLARI YÜZYILLARDIR DÖNÜYOR

Muradiye Cami’nde bulunan deprem sütunlarının yapıda hasar olup olmadığını gösterdiğini ve inşa edildiği günden bu yana camide deprem sütunlarının döndüğünü ifade eden Doç. Dr. Demir, “ Yapıyla zemin arasında hareket edebilen bir sistem yerleştirildiğinde deprem kuvvetleri yapıya gelmeden o aradaki elemanlarda sönümleniyor. Mimar Sinan özellikle minarelerinde bunu yapmış. Her noktasında baktığımızda çok ciddi bir mühendislik var. Yapının hiçbir noktasında çekme gerilmeleri oluşmuyor, her noktasında basınç gerilmeleri oluşuyor. Mimar Sinan duvarlara ciddi bir yük taşıtmıyor. Bunun için de yapıda herhangi bir sorun olup olmadığını gelecek yüzyıllarda görebilsinler diye mihrabın her iki yanına deprem sütunları yerleştirmiş. Yapıda herhangi bir sorun olduğunda basınçla yapı oturduğunda bu deprem sütunları sıkışacak ve dönmeyecek. Şu an halihazırda deprem sütunları rahatlıkla dönüyor, yüzyıllar herhangi bir sorun olmadan bu sağlanmış” diye konuştu.

KÖTÜ ZEMİNLERİ O DÖNEMDE BİLİYORLARMIŞ

Tarihi yapıların özellikle alüvyon zeminlere yapılmadığını ve daha sağlam zeminlerin seçildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Demir, “Zeminin depremleri büyütme etkisi vardır, tıpkı Bayraklı’daki zeminde görüldüğü gibi. Bizim alüvyon zeminlere yapı yapmamamız, yapıyorsak da gerekli önlemleri almamız gerekiyor. Geçmişte bugünkü teknoloji olmadığı için alüvyon zeminlerden, taşıma gücü zayıf olan zeminlerden uzak durulmuş. Özellikle Manisa’daki tarihi yapıların yerleştiği bölgeye baktığımızda bunu görürüz. Kötü zeminlerin üzerine, ovaya yapının inşa edilmemesi gerektiğini o dönemde biliyorlarmış” dedi.

EVLERİ BÜYÜTEBİLMEK İÇİN AĞIR ÇIKMALAR YAPMIŞLAR

Yüzyıllardır deprem gerçeğinin olduğunu dile getiren Doç. Dr. Demir, “ Teknoloji de çok gelişti, böyle bir teknolojide can kaybının olması irdelenmesi gereken ciddi bir sorun. Bundan sonra ölümlerin olmaması gerekiyor.  Günümüz teknolojisinin çok iyi olmasına rağmen bu yıkımların yaşanması bir tezat. Başta mühendislik hizmetlerinde sorun olduğunu görüyoruz. Şu anki yaşadığımız depremde yıkılan yapılar özellikle çok katlı, kötü zemin üzerine inşa edilmiş yapılar. Zemin kötüyse o zaman çok katlı binalar yapmayacağız. Şu an beton ve demir kullanıyoruz fakat kötü kullanıldığında bu yıkımlar ortaya çıkıyor. Yıkılan binalarda evleri büyütebilmek adına çok sayıda ağır çıkma yapıldığını gördük, bu çıkmaların üzerindeki duvarlar çatlamış. Çıkma yapılmasını engellemek gerekiyor. Elimizde çok güçlü yazılım, bilgisayar teknolojisi, çok güçlü yönetmelikler olmasına rağmen belli sebeplerden dolayı mevcut yapılarımızda göçmeler meydana geliyor” dedi.

ÇOK KATLI BİNALARIN OLDUĞU BÖLGELER RİSKLİ

Manisa’nın bina stokuyla ilgili konuşan Doç.Dr. Demir, “ Manisa’nın bina stokunu bölge bölge ortaya koyduk. Belirli bölgelerin çalışmalarını yaptık.  Çalışmalarda çok katlı binaların olduğu bölgelerin daha riskli olduğu, daha az katlı binaların olduğu alanlarda risklerin daha az olduğunu testler neticesinde ortaya koyduk. 6-7-8 katlı yapılardan bahsediyorum, bu yapılara ayrı bir gözle bakılması gerekiyor. Riskli alanlara Manisa’nın ana arterlerinin olduğu bölgeler diyebiliriz. Yapınız çok katlıysa, eski bir binaysa, betonunda demirinde bozulmalar varsa, demirde herhangi bir paslanma söz konusuysa, çatlaklar varsa yetkili kuruluşlarla temasa geçilmesi gerekiyor” dedi. / Nermin UÇTU

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.