Ankara Zirvesi ve Türk Dünyasının Yükselen Önemi

Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Zirvesi 29–30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek.

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek zirve, Türk dünyasının siyasi, ekonomik, kültürel ve stratejik geleceği açısından önemli bir fırsattır. Zirvenin temel amacı, ortak tarih ve kültür bağlarını somut iş birliklerine dönüştürmek, Türk devletlerinin uluslararası alandaki etkinliğini artırmak ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlamaktır.

Türkiye’den Kafkasya’ya, Hazar Denizi’nden Orta Asya’ya uzanan Türk dünyası; enerji kaynakları, ulaştırma koridorları, doğal zenginlikleri ve insan potansiyeliyle önemli bir jeopolitik konuma sahiptir. Küresel güç rekabetinin yoğunlaştığı günümüzde Türk devletlerinin kendi aralarındaki iş birliğini geliştirmesi, bağımsız karar alma kapasitelerini güçlendirmesi ve ortak ekonomik çıkarlarını koruması büyük önem taşımaktadır.

Gebele Zirvesi’nden Ankara’ya: Kararların Uygulanması

7 Ekim 2025’te Azerbaycan’ın Gebele şehrinde gerçekleştirilen 12. Zirve bölgesel barış ve güvenlik konularını öne çıkarmıştır. Ankara Zirvesi’nde ise önceki toplantılarda alınan kararların uygulanması ve yeni ortak hedeflerin belirlenmesi öncelikli gündem maddeleri arasında yer almalıdır.

Ulaştırma, enerji, savunma sanayisi, dijital teknoloji, eğitim ve ticaret alanlarında geliştirilecek projeler, teşkilatın etkinliğini artıracaktır. Bunun için zirvelerde alınan kararların uygulanmasını takip edecek, sorumlu kurumları ve hedefleri belirleyecek mekanizmaların güçlendirilmesi gerekmektedir.

Türkiye–Azerbaycan İlişkileri: Türk Dünyasının Stratejik Dayanağı

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, ortak tarih, dil, kültür ve millî kimlik temelinde gelişmiş; zamanla stratejik müttefiklik seviyesine ulaşmıştır. Türkiye’nin Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanımasıyla başlayan süreç, siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında derinleşmiştir.

15 Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi, iki ülke arasındaki ilişkileri müttefiklik düzeyine taşıyan önemli bir belgedir. Beyanname; savunma, güvenlik, enerji, ulaştırma, ekonomi, eğitim ve kültür alanlarında iş birliğinin geliştirilmesini öngörmektedir. Karabağ sürecinde ortaya çıkan dayanışma da Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin stratejik önemini göstermiştir.

Türkiye–Azerbaycan ortaklığı yalnızca iki ülkenin ilişkileri bakımından değerlendirilmemelidir. Azerbaycan, Kafkasya, Ortadoğu, Afrika ve Hazar Denizi üzerinden Orta Asya’ya uzanan bağlantının merkezinde bulunurken Türkiye, bu güzergâhların Avrupa ve Akdeniz pazarlarına erişiminde önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle iki ülkenin iş birliği, bütün Türk dünyasının ekonomik ve siyasi bütünleşmesine katkı sağlayabilecek niteliktedir.

İki ülke arasındaki diplomatik koordinasyonun güçlendirilmesi, ekonomik ilişkilerin çeşitlendirilmesi ve bölgesel gelişmeler karşısında düzenli istişarelerin sürdürülmesi gerekmektedir. Türkiye ve Azerbaycan, diğer Türk devletleriyle ortak projeler geliştirerek iş birliğini daha geniş bir coğrafyaya taşıyabilir.

Orta Koridor, Enerji ve Ekonomik Bütünleşme

Türk dünyasının stratejik geleceğinde Orta Koridor önemli bir yere sahiptir. Bakü–Tiflis–Kars demir yolu, Hazar geçişli taşımacılık, liman altyapıları ve gümrük sistemlerinin uyumlaştırılması, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin gelişmesine katkı sağlayabilir.

Enerji alanında Azerbaycan’ın petrol ve doğal gaz kaynakları ile Türkiye’nin iletim altyapısı ve Avrupa pazarlarına erişim imkânları birbirini tamamlamaktadır. Yenilenebilir enerji, elektrik iletim hatları ve yeşil enerji koridorları da geleceğin önemli iş birliği alanlarıdır.

Kazakistan’ın doğal kaynakları ve Hazar bağlantısı, Özbekistan’ın üretim kapasitesi ve bölgesel konumu, Kırgızistan ile Türkmenistan’ın imkânlarıyla birleştiğinde daha geniş bir ekonomik ağ oluşturulabilir. Ancak Türk devletlerinin yalnızca ham madde sağlayan ülkeler olarak kalmaması gerekir. Ortak sanayi yatırımları, teknoloji merkezleri, dijital ekonomi projeleri ve yüksek katma değerli üretim, ekonomik bağımsızlığın güçlendirilmesi açısından öncelik taşımalıdır.

ABD, Çin, Rusya ve Avrupa Birliği gibi güçlerin Orta Asya’ya artan ilgisi, bölgenin stratejik önemini göstermektedir. Türk devletlerinin hedefi, herhangi bir güce karşı zorunlu bir blok oluşturmak değil; farklı ülkelerle ilişkilerini sürdürürken kendi aralarındaki dayanışmayı ve ortak hareket kapasitesini geliştirmek olmalıdır.

Güvenlik, Eğitim ve Ortak Dil

Bölgesel istikrar, sınır güvenliği, siber güvenlik, kritik altyapıların korunması ve savunma sanayisi, Türk devletlerinin ortak gündeminde bulunmalıdır. Türkiye ile Azerbaycan’ın savunma alanındaki iş birliği diğer Türk devletlerine de örnek oluşturabilir. Bununla birlikte ortak çalışmalar, ülkelerin egemenlik haklarına, uluslararası hukuka ve karşılıklı rızaya dayanmalıdır.

Türk dünyasının bütünleşmesi yalnızca ekonomi ve güvenlik projeleriyle gerçekleşemez. Ortak tarih bilincinin güçlendirilmesi, eğitim ve kültür ilişkilerinin geliştirilmesi, üniversiteler arasında öğrenci ve akademisyen değişiminin artırılması da gereklidir.

Ortak Dil Türkçe hedefi, Türk dilleri ve lehçeleri arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmak şeklinde değil, karşılıklı anlaşılabilirliği ve iletişimi artırmak amacıyla ele alınmalıdır. Ortak bilimsel yayınlar, dijital kütüphaneler, kültürel araştırmalar ve eğitim projeleri, Türk dünyasının toplumsal bağlarını güçlendirecektir.

Sonuç: Ortak Tarihten Türk Dünyasının Ortak Geleceğine

Türk Devletleri Teşkilatı’nın Ankara Zirvesi, Türk dünyasının uluslararası sistemdeki konumunu güçlendirmek için önemli bir fırsattır. Bu fırsatın kalıcı başarılara dönüşmesi, ortak tarih ve kültür vurgusunun somut ekonomik, teknolojik ve kurumsal projelerle desteklenmesine bağlıdır.

Bu süreçte Türkiye–Azerbaycan ilişkileri belirleyici bir rol üstlenmektedir. Şuşa Beyannamesi ile güçlenen müttefiklik, Karabağ sürecinde ortaya çıkan dayanışma ve ulaştırma ile enerji alanlarındaki ortaklık, Türk dünyasının daha geniş kapsamlı iş birliği için sağlam bir temel oluşturmaktadır.

Ankara Zirvesi’nde Orta Koridor’un geliştirilmesi, enerji güvenliği, ortak sanayi ve teknoloji yatırımları, ekonomik bütünleşme, eğitim ve kültürel iş birliği ile zirve kararlarının uygulanmasını takip edecek mekanizmalar öncelikli hedefler olmalıdır.

Türk dünyasının gerçek gücü; yalnızca coğrafi konumundan, doğal kaynaklarından veya ortak tarihinden değil, bu imkânları ortak refaha dönüştürebilme kabiliyetinden doğacaktır. Türkiye ve Azerbaycan’ın öncü rolü, diğer Türk devletlerinin eşit egemenlik temelinde katılımıyla desteklendiğinde daha kalıcı sonuçlar ortaya çıkacaktır.

TARSAM olarak Ankara Zirvesi’nin temel mesajı şu olmalıdır:

Türk devletleri, millî egemenliklerini ve ulusal çıkarlarını koruyarak ortak hedefler doğrultusunda hareket etmeli; Türkiye–Azerbaycan başta olmak üzere Türk devletleri arasında ortak iş birliklerini bölgesel kalkınmanın itici gücüne dönüştürmeli ve küresel gelişmeler karşısında daha güçlü bir ortak irade ortaya koymalıdır.