Şehzade şehrinde karanlığa çalan gri bulutlar yağmura hazırlanıyor. Şehzadelere ev sahipliği yapan Dumanlı Dağ her zamanki şefkatiyle şehre abanan çehresiyle kışa hazırlanıyor.
Ekim, kurşuni bulutların gölgesinden ağır ağır gidiyor. Toprağa düşen hüzünlü serinlik, Kasım ayında yerini kışa, yağmura ve belki de kara bırakacak. İnsan, tabiat ve börtü böcek kendine yeni yuvalar arayacak.
Hastalar biraz daha üşüyecek, hayata karşı biraz daha yorgun düşeceğiz. Yoğun bakım odalarında belki tir tir titreyecek, dışarıdaki hayatın seslerine biraz daha uzak kalacaklar olacak.
Denizler dalgalı, rüzgâr sert, yağmurlar gök gürültülü olacak. Hayat biraz daha zorlaşacak. İnsanlar biraz daha kendimize döneceğiz.
Çocuklar zamanlarının daha büyük bir bölümünü kapalı kapılar ardında, pencere önlerinde geçirecek. Buğulanan camlara yaslanan yüzler, dışarıya özlemle bakıp baharın gelmesini bekleyecek.
Ege’nin meltemi bir dahaki mevsime hazırlanmak için çekiliyor.
Yüzünü kışa çeviren Ekim iklimi, bahar umutlarımıza karşı direnecek. Göçmen kuşları bağrında yaşatan bazı gönüller kendilerine yeni yurtlar, yeni iklimler arayacak. Yeni mevsimlerin ve yeni iklimlerin gelmesini bekleyenler, sabır çeşmesinden yeniden su içmenin yollarını arayacak.
Günler binbir sıkıntıyla geçecek. Zaman bazen duracak, bazen de zamana karşı isyan edeceğiz. İnsan, alıp başını gitmek için kendine bir yer arayacak.
Yalnız ve kimsesiz odalarda yaşayaşanlar ise zamanın çabucak geçmesini, saatlerin biraz daha hızlı ilerlemesini umut edecek. Hastalar daha çok ziyaretçi bekleyecek. Askerler, vatan nöbetçileri, sevdiklerinden gelecek haberlerin yolunu gözleyecek.
Böyle zamanlarda pencere önlerinden geçen arabaların lastik seslerine, yağmurun yapraklarda çıkardığı ıslıklara, rüzgârın kırbaç gibi savurduğu seslere takılıp kalacağız. Bazen de pencereye konan kuşların yeniden gelmesi için pencere kenarlarına ufalanmış ekmekler bırakacağız. Parklardan yükselen köpek seslerine kulak kesilecek, sessizce dolaşan kedileri merak edeceğiz.
Meraklı, yalnız ve yardım bekleyen gözlerle bir şeyler anlatmaya çalışan insanların barındığı odalardan yükselen sesleri kaydetmek ve bahar iklimlerinde yeniden dinlemek gerekir.
İyisi mi Ekim mevsiminin, insanların odalarında bıraktığı yalnızlığa ve burukluğa bir an önce son vermeli. İyisi mi insanlığın unutmak istediği şeyleri yeniden hatırlamalı.
Akşam karanlığı şehri yeniden örtmeye başladı.
Sanki bir şeylere karşı kol kanat gerercesine sokaklarda ve caddelerde hükmünü sürdüren karanlığın, yalnız odalarda yaşayan insanlar için daha kör, daha koyu, daha zifiri bir rengi olsa gerek.
Karanlıkların kâbuslarını da beraberinde getirdiğini söylerler. İşte o zaman insan, Ekim mevsiminin bir an önce gitmesini ister ve gözlerini bahara çevirir.
Böyle zamanlarda sabahlar yapayalnız, kimsesiz ve kimliksizdir.
Her mevsimde olduğu gibi bu mevsimde de kendimize dönmek, ancak şehrin ortasında kaldırımların ıslak yüzüne basarak uyanmakla mümkündür. Uyanmak, hayata tutunmak, ayağa kalkmak ve yalnızlığın yaraladığı odalarda yeniden doğmak gibidir çoğu zaman Ekim mevsimi.
Solgun ve cılız ışık kümeleri, bulutların arkasından göz kırparak yalnızlığımızı paylaşmaya çalışır.
Böyle zamanlarda geceyi renklendiren tek şey ışık kümeleriyse, yalnızsınızdır.
Ekim mevsimi bütün haşmetiyle hükmünü sürdürmeye devam ediyorsa, yalnızsınızdır.
Ama unutmayın… Her Ekim'in bir Kasım'ı, her kışın bir baharı var. Yağmurun ardından toprak kokar, karanlığın ardından gün doğar. İnsan, en uzun gecelerin içinde bile baharın geleceğine dair küçük bir umut taşıyabilir.
Belki de Ekim giderken bize bıraktığı en büyük ders budur: Hayat, bütün yalnızlıklara ve bütün karanlıklara rağmen yeniden başlamanın yolunu mutlaka bulur.