Türk Dünyasının Birliğini Suni Krizler Bozamaz
Türk dünyası, 21. yüzyılda tarihî birikimini, kültürel ortaklığını ve jeopolitik potansiyelini yeniden ortaya koyduğu önemli bir dönemden geçmektedir. 3 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Nahçıvan Anlaşması’yla kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi, 12 Kasım 2021’de Türk Devletleri Teşkilatı adını alarak yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Bu süreç, Türk devletlerinin ortak tarih, dil, kültür ve stratejik çıkarlar temelinde geleceğe birlikte yürüme iradesinin göstergesidir.
Türk dünyası, teşkilatın kuruluşundan günümüze kadar bölgesel çatışmalar, küresel güç mücadeleleri ve siyasi krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu sınavlar, Türk devletleri arasındaki dayanışmanın önemini daha açık biçimde ortaya koymuştur. Özellikle Karabağ Zaferi ve Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin müttefiklik seviyesine yükselmesi, Türk dünyasının birlik arayışında önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Karabağ Zaferi ve Şuşa Beyannamesi
Azerbaycan’ın 2020 yılında gerçekleşen 44 günlük İkinci Karabağ Savaşı’nda elde ettiği zafer, Türk dünyasının ortak hafızasında önemli bir yer edinmiştir. Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi ve diplomatik destek, iki ülke arasındaki kardeşliğin gücünü bir kez daha göstermiştir.
15 Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri müttefiklik düzeyine taşıyan temel belgelerden biri olmuştur. Siyasi, askerî, ekonomik ve kültürel işbirliğinin geliştirilmesini öngören beyanname, iki ülkenin ortak geleceği açısından stratejik önem taşımaktadır.
Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, yalnızca diplomatik münasebetlerden ibaret değildir. Ortak dil, tarih, kültür ve toplumsal hafıza bu kardeşliğin temelini oluşturmaktadır. “İki devlet, tek millet” anlayışı, iki toplum arasındaki yakınlığın ve karşılıklı dayanışmanın ifadesidir.
Ankara Zirvesi ve Gündeme Gelen Tartışmalar
Türk Devletleri Teşkilatının 13. Zirvesi, Türkiye’nin ev sahipliğinde 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in zirveye katılmaması kamuoyunda dikkat çekmiş ve çeşitli yorumlara neden olmuştur.
Azerbaycan’ı zirvede Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etmiştir.
Bu gelişme, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin zayıfladığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Bir devlet başkanının belirli bir toplantıya katılamaması, tek başına stratejik ortaklığın zarar gördüğünü göstermez. Devletler arasındaki ilişkiler, uzun vadeli politikalar, anlaşmalar ve karşılıklı güven üzerinden değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte, son dönemde basın ve sosyal medyada iki ülke ilişkileri hakkında ortaya atılan iddiaların, kamuoyunda gereksiz tartışmalara yol açtığı görülmektedir. Kimler, hangi iç ve dış güç odaklarınca ve hangi amaçlar için ortaya atıldığı belli olan iki ülke arasında kriz yaratma çabaları Türkiye ve Azerbaycan’ı daha çok birbirine bağlayacak denli sağlam ve güçlüdür.
Türk Dünyasının Geleceği Ortak Hedeflerde
Türk dünyasının güçlenmesinden rahatsızlık duyan çevrelerin bulunması uluslararası siyasetin gerçekleri içinde değerlendirilmelidir. Ancak somut kanıtlar olmadan belirli devletleri veya kurumları kriz çıkarmakla suçlamak yerine, bilgi kirliliğine, üçüncü kişi, kurum ve devletlerin bazı planlarına karşı dikkatli olunmalı ve diplomatik ilişkiler korunmalıdır.
Türkiye ve Azerbaycan arasında ortaya çıkabilecek sorunların çözümünde doğrudan iletişim, karşılıklı saygı ve diplomasi esas alınmalıdır.
Türk dünyasının birliğini korumanın en etkili yolu, sonuçları Türk dünyasına zarar verebilecek sert açıklamalar yapmak değil, ortak projeleri geliştirmek ve kurumsal işbirliklerini güçlendirmek olmalıdır.
Türk Devletleri Teşkilatı; enerji kaynakları, ulaşım koridorları, ekonomik potansiyeli ve stratejik coğrafyasıyla önemli fırsatlara sahiptir. Ancak bu potansiyelin güce dönüşmesi için ticaretin geliştirilmesi, eğitim ve bilim işbirliğinin artırılması, ortak Türkçe çalışmalarının desteklenmesi ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi gerekmektedir.
Türkiye ve Azerbaycan, Türk dünyasının hedeflerine ulaşması için önemli bir rol üstlenmektedir. İki ülke arasındaki stratejik ortaklığın güçlenmesi, diğer Türk devletleriyle ilişkilerin gelişmesine de katkı sağlayacaktır.
Sonuç
Türk dünyasının önceliği ayrışma değil dayanışma, güvensizlik değil diyalog, geçici tartışmalar değil kalıcı işbirliği olmalıdır. Türk Devletleri Teşkilatı üye ve gözlemci devletlerin katılımıyla gerçekleştirilen Ankara Zirvesi, katılım tartışmalarından çok “Dilde Fikirde, İşte Birlik” ve “ 21. Yüzyıl Türk Yüzyılı” temennilerinin gerçekleştirilmesi için ortak hedeflerin ve somut projelerin konuşulduğu bir platform olarak değerlendirilmelidir.
Türk dünyasının gerçek gücü yalnızca enerji kaynaklarında ve jeopolitik konumunda değil; ortak tarih bilincinde, karşılıklı güvende ve geleceği birlikte kurma iradesinde yatmaktadır.
Türkiye, Azerbaycan ve diğer Türk devletleri, kardeşliği koruyup ortak hedefler doğrultusunda birlikte hareket ettikleri sürece geçici krizlerin Türk dünyasının geleceğine zarar vermesini önleyebilir.