Bu gün 31 Aralık 2019….Bu gün eski yılın son günü… Yarın yeni bir yıla başlayacağız. Bakalım bu yeni yılda gerek bireysel gerek toplumsal olarak bizi nelerin beklediğini hep birlikte göreceğiz. Dünyada yine güçlü olanlar güçsüz olanları ezmeye, sömürmeye ve yok etmeye devam edecekler. Yine birİleri çıkarları uğruna bir yerler de kan akıtmaya devam edecek, yine mazlumların kanı akmaya devam edecek.  Yine haksızlık adaletsizlik birilerini ezecek ve birilerini üzecek ve yine gözyaşları yanakları ıslatacak ve üzüntü hiç bitmeyecek. Birileri yemeklerinin içine yine kan doğrayacak ve iştahla yemeye devam edecek. Mazlumlar ise yine ümit taşımaya devam edecekler. Geçen yıl taşıdıkları umutlarını bu yılda taşımaya devam edecekler. Umut tükenmeyen bir deniz. Umudun içinde bulunanlar ise  umudu oluşturan bir nüvedir. Onların tamamı umudu teşkil ederler. 

Geçtiğimiz bu yılda hem bireysel, hem de toplumsal olarak olumsuz şeyler yaşadık. İnsanımız beklediği şeyleri , istediği şeyleri bulamadı yine. Bir yandan hayat pahalılığı, peş peşe yüklenen zamlar, bir yandan hayatın kendisinden gelen zorlukları,  bir yandan yönetimde bulunanların, ülkede bulunan işsizlik, çalışanların uygun bir ücret alamamaları, dış politikadaki dengesizlik, Orta Doğu her yıl büyüyen sorunlar,  Ülkeye alınan 5 milyona yaklaşan Suriyeli mülteciler sayesindeki ortaya çıkan ucuz işçilik ve kendi insanımızın bundan zarar görmesi.  Eğitimin niteliksizleştirilmesi, liyakat denen şeyin ortadan kaldırılması, yalakalık dönemin ardına kadar açılması, işyerlerinin yalaka ve yandaşlarla doldurulması, ehil olmayanların layık olmadıkları yerlerde istihdamı. Bundan başka ülkenin kaynaklarının hovardaca satılmaları ve dışa daha bağımlı hale getirilme politikaları bu ülke insanına reva görülen şeyler.  Bu güne kadar toplanan 850 milyar dolar ve özelleştiremeden gelen 60 milyar doları buna ekleyecek olursak toplam paranın betona gömülmesi ve bunun yanında üretime yatırılmaması.  Soygun,  vurgun ve talan düzeninin artarak devam etmesi.  İngiltere’nin terk ettiği şehir hastanelerinin dışarıdan kredi bulunarak hasta garantili devasa yapılar olarak ülke insanına parasal vergi olarak  getirdiği yükler.  Geçiş garantili köprüler… Beton, beton, beton… Üretim yerine beton bu ülkede öne geçti. Bunun parası da vergi olarak halka döndü. Ülkede tarım diye bir şey kalmadı. En stratejik ürün olan buğdayı bile ithal durumunda kaldık. Tarımda girdi maliyetlerinin yükselmesi, bunun yanında ürününü Pazar bulamayıp zararına ya da maliyetini kurtarmayan fiyatlarla elden çıkarılma politikaları yüzünden çiftçi toprağını terk etmek durumunda kaldı. Mazot, tohum, ilaç, elektrik fiyatları her yıl yüzde elli yede yüzde yüz gibi artışlarla tarım bitirildi. Bir de buna ithalat eklenince tarım tamamen bitti. Tarım Bakanı da, “Paramız var ki ithal edebiliyoruz “ diyebildi bu ülkede. Üretmeden tüketmenin nasıl bir gerçek olduğunun farkında değil hala. Hayvancılıkta bitmiş vaziyette 75 milyon büyük baş hayvanımız emperyalistlerin “kuş gribi, domuz gribi “ gibi safsatalarla hayvanlarımızı itlaf ettirip bizi dışalıma mecbur bıraktılar. Kanatlı hayvanlar bile itlaf edildi. Bu ülkede iki Trakya büyüklüğünde toprak ekilemez hale getirildi. Fakat yöneticiler bir Afrika ülkesinde toprak kiralayarak tarım yaptırıyorlar. Bizim çiftçimizi desteklemesi gerekenler Afrika çiftçisini destekliyorlar. Bu ülkede 2B arazilerini vasfını yitirmiş orman arazileri gibi gösterip yüksek fiyatlarla yabancılara sattılar. Ve yok edilen ormanlarımız. Siyanürle altın aramaları… Ya da  onların yerli ortakları vasıtasıyla. Tarımda da  aynısı uygulanmakta.  Ürün girdilerinin yükselmesi ya da ürünün para etmemesi neticesi, ya da ithalat vasıtası ile… Üreticinin topraklarını satması, ya da banka  ipotekleri vasıtasıyla borcunu ödeyemeyen çiftçinin toprağına el konulması gibi. Üretici tarımdan çıkarak  başka işlere yönelmesi.  Bu ülkede ekilebilir toprakların birileri özellikle yabancılar tarafından toplanması gibi. HES’ler vasıtasıyla akarsularımızın, nehirlerimizin tutulması ve suların şişelenerek halkın olan suyu, yine halka para ile satması gibi. Bu millete ait olan ne varsa elinden alınarak birilerine peşkeş çekiliyor. Bu halk her gün değerlerini yitirerek Mustafa Kemal’in göstermiş olduğu hedeflerden her gün uzaklaştırılıyor. Bu ülkede sebze tanzim satışlarını bile gördü. Üretici ve kabzımallar terörist oldu. Bu ülke de ne çalışan  (işçi ,memur gibi..) emeklisi tarımla uğraşanı esnafı sanayicisi mutlu değil. Mutlu olanlar din bezirganları, dinden prim yapmak isteyenler, Cemaatler ve Diyanet. Birkaç yatırımcı bakanlığın bütçesinden daha fazla ödenek alan, Diyanet ne iş yapar bunun sorgulanması gerekir. Bir İmam hatip Lisesi açma furyası gidiyor. Neymiş “Dindar gençlik yetiştirilecekmiş ? Onlarda biliyor ki en çok Deistler İmam Hatiplerden çıkıyor. Eğitimi kalitesizleştirirseniz ,  ona gereken önemi vermezseniz sonuç bu olacak. Fen liselerine verilen ehemmiyet İmam Hatip liselerinin çok gerisinde. Matematik bile seçmeli ders haline getirildi. Cemaatler Milli Eğitim Bakanlığının içine girerek adeta Milli Eğitimi onlar yönlendirmeye başladılar. Sağlık Bakanlığında bir  başka cemaatin baskısı altında. Bu ülke nereye gidiyor diye soran yok !  

Bu ülke de asgari ücret bu hayat standartları altındayken yani zamlar yağmur gibi yağarken 300 TL. gibi komik bir rakamla neticelendi.  Bu ülkede herkese ve her şeye para var, yalnız çalışana ve ücretliye para yok. Milletvekillerimiz bir gece de 1500-200 TL. zam alırlarken Cumhurbaşkanına bir gecede 6500 tl. zam yapılırken bu ülkede para yok denilmiyor, fakat asıl milletin temeli olan çalışanlara para yok. Daha neler görmedik ki ? Saldırıya uğrayan muhalefet  lideri.  Dövülen ve hapsedilen gazeteciler. Ve en çok ağladığımız öldürülen kadınlarımız. Ülkemiz hiçbir zaman bu hale gelmemişti. 

Daha yazacak çok şey var. Fakat daha sonra yazmak şartıyla şimdilik bu kadar yeter.  Eskiyen umutlarla yeni bir yıla girerken memleketin panoraması bu. Ülke ve ülkemin insanı gerçekten çok yıprandı. Büyük umutlarla iktidara getirdiği bu iktidarın halkın umutlarını tükettiği ve uzun süren iktidar dolayısı ile yıprandığı bilin bir gerçek. Muhalefetinde bunda katkısı yok mu? Ebette var. Gündem saptırmak için ortaya atılan gündem dışı olayların üzerine giderek olayın alevlenmesine sebep oluyorlar. Günlerce bunu tartışıyoruz. Zaman kaybediyoruz. Enerji kaybediyoruz. Gerçek gündemle uğraşacak vaktimizi ve enerjimizi bu yolda seferber ederek gerçek gündem üzerine yoğunlaşmalıyız. 

Yeni yıl umutlarımızın gerçekleştiği bir yıl olsun. Milletimiz ve memleketimiz bu yıl içinde mutlu günler geçirmesini temenni ediyorum. Hem bireysel ve hem de kitlesel mutlulukları yeni yılda bulacağımızı umut ediyorum. Ve şunu söyleyerek yazımı bitiriyorum …YÜZDE YÜZ TÜRK OLDUĞUN GÜN CİHAN SENİNDİR…

Yine de yeni yılınız kutlu olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.