Çocukluğumda  Kırık Çanaklar isimli siyah beyaz  yerli  bir film seyretmiştim, film aynı evde yaşayan yaşlı baba (Salih TOZAN), oğlu,  gelini ve torunu  kız çocuğu arasında yaşanan olayları anlatmakta idi. Gelin, kayınbabası olan ihtiyarı evde istemiyor, onu merdiven altında bir çulda yatırıyor, yemeğini tahta bir çanakta veriyor, ona kötü davranıyor, kız çocuğu ise dedesini çok seviyor, annesinin dedesine kötü muamele etmesine tepki gösteriyor fakat yaşlı adam oğlunun yuvasının dağılmaması için olayları oğluna anlatmıyor. Yaşlı adam, her sabah evden kovuluyor ve sokaklarda dolaşıyor ama akşam olunca gidecek yeri olmadığından eve geri geliyor. Oğlu, babası ile eşi arasında çaresiz kalıyor, hep sabrediyor, bir gün yaşlı adamın evden gitmesi konusunda kavga çıkınca yaşlı adam tahta bavulunu alıp evi terk ederken  ardından  gelini “ Bu tahta çanağını da al, yanında götür.” diye bağırınca küçük kız annesinin elinden tahta çanağı alıyor ve annesine “ Bu tahta çanağı saklayacağım, bir gün sen de yaşlanınca seni merdiven altında çul üzerinde yatıracağım, bu tahta çanakla sana yemek vereceğim, dedeme yaptıklarının aynısını ben de  sana yapacağım.” deyince genç kadın bu sözler karşısında şok oluyor, pişmanlık duyarak yaşlı adamın  ellerine sarılarak af diliyor ve ağlayarak eve geri getiriyor. Aile mutlu bir hayat sürmeye başlıyor, çocuk herkese hayat dersi veriyor.

       Ataerkil aileden, çekirdek aileye dönüştük, birlikte yaşamak yerine bireyselleştik, aileden koptuk, yaşlılarımızı yük olarak görmeye başladık.  Önceleri insanlar aynı evde- avluda anne-baba, tüm aile fertleri ile birlikte yaşarken şimdi herkes anne- babadan ayrı bir hayat kuruyor. Hem ataerkil ve hem de çekirdek ailenin çeşitli yönlerden sakıncaları olduğu da bir gerçektir. Çekirdek aile olarak yaşasak bile ailemizden kopmamalıyız. Bir çocuğun yurtlarda büyümesi ne kadar acı ise bir yaşlının da huzurevinde tek başına kalması o kadar acıdır. Yaşlılığını tek başına ve ailesinden uzakta  geçiren kişilerde depresyon olayı daha ağır olabilir. Oysa yaşlılarımız ilgiye, sevgi ve saygıya daha çok muhtaçtır, yaşlılıkta biyolojik ve fiziksel hastalıklarla birlikte alınganlık, duygusal yapıda değişiklik, devamlı ilgi bekleme, adeta çocuklaşma, psiko- sosyal desteğe ihtiyacı  olma özelliklerine sahip olmaktadırlar. Ekonomik gücü ve geliri olmayan yaşlılarımızın durumu ise daha da vahimdir.

       Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre 2002 yılında huzurevi sayısı 4 bin 952 iken 2014 yılında 11 bin 511’eyükselmiş, huzurevlerinde kalan kişi sayısı ise 12 yılda % 132 oranında artmıştır. Sadece 43 ilimizde yaşlılarımızın kalabileceği huzurevi  vardır, bunların % 35’i İstanbul’da, % 9’u Ankara’da, % 5’i Manisa’da, % 4’ü İzmir’de, % 47’si ise diğer illerde bulunmaktadır. Doğu ve Güney-Doğudaki   9 ilimizde huzurevi  bulunmamaktadır. Bu gösteriyor ki bu bölgelerimizde geniş aile kültürü halen yaşatılmaktadır, Doğu’da bir ilimizde çalışırken kalabalık aileleri bir arada yaşarken görmekte idim. Büyük emeklerle büyütülen çocukların, anne ve babalarını huzurevlerine yerleştirmeleri, yaşlılarda geri dönüşü olmayan psikolojik sorunlara yol açmaktadır. İnsanlar en çok çocukluk ve yaşlılık dönemlerinde aile sıcaklığına ihtiyaç duymaktadırlar. Bireyselleşme ve hızlı şehirleşme, bencillik, aile yapımızın ve kültürümüzün değişmesi,   insanlık anlayışımızda da değişiklere neden olmaktadır. Artık aileler aynı evin içinde birbirinden uzak ve bağımsız yaşamaktadır. 

       Biyolojik hastalıkların iyice arttığı yaşlılık döneminde hastalara bakma zorlaşmakta ve giderleri artmaktadır, maddi  imkanı olan bazı aileler de yaşlı hastalarını özel huzurevlerine bırakmaktadırlar. Şunu unutmayalım ki bir gün bizler de yaşlanacağız, eşimize  ve çocuklarımıza  muhtaç olacağız, uğruna ömrümüzü  harcadığımız çocuklarımızın son günlerimizde bize bakmaları, onların insanlık görevidir. Anne- babasından  hayır  dua almayanların iki cihanda da iflah olmaları mümkün değildir. Anne- babamız bizim varlığımızın sebebidir,  büyüklerimiz bugün bana, yarın sana demişler.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.