ABD her şeyi planlanmıştı. Reza Zarrab tatile gitme bahanesiyle CIA tarafından ABD’ye kaçırılıyor ve Miami’de 19 Mart 2016’da gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Tutuklama ABD’nin İran’a uyguladığı ekonomik ambargoyu delerek ABD çıkarlarına zarar vermek gerekçesiyle yapılıyor. Bu tutuklamadan bir yıl sonra, 28 Mart 2017’de resmi bir görev için New York’a giden Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, Reza Zarrab soruşturması kapsamında kara para aklama gerekçesiyle dönüş yolundayken havaalanında gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. 

Senaryosunu ABD’nin yazdığı FETÖ’cülerin oynadığı çadır tiyatrosu bundan sonra başladı. ABD’nin sahnelediği bu tiyatro, hukuki temelden yoksundur; çünkü ABD’nin İran’a uyguladığı ekonomik ambargo, ABD’nin aldığı bir karardır ve Türkiye bu ambargoyu uygulayacağına dair ABD’ye bir taahhütte de bulunmamıştır. Ayrıca bu konuda BM kararı da yoktur. Eğer Reza Zarrab, Türkiye’de bir suç işlemişse uluslararası hukuk gereğince bunun yargılanma yeri Türkiye’dir. Reza Zarrab’ı ABD’nin yargılaması Türkiye’nin egemenlik haklarına saldırıdır ve asla kabul edilemez. Bu durum haydutluktan başka bir şey değildir. Olması gereken, zanlı görülen Reza Zarrab’ın dosyasıyla beraber yargılanmak üzere Türkiye’ye paketlenmesidir.

ABD’nin FETÖ işbirliğiyle gerçekleştirdiği bu yargılamanın elle tutulur hiçbir tarafı yoktur. Yargılama başlangıcında zanlı olarak hâkim karşısına çıkarılan Rıza Zarrab, Hakan Atilla’nın tutuklanmasından sonra tanık yapılarak yargılamaya devam edilmiş ve Hakan Atilla sanık sandalyesine oturtulmuştur. Davanın seyrinden anlaşılacağı üzere ABD, Zarrab üzerinden Hakan Atilla’ya ondan da Halk Bankası’na ve Türkiye’ye ulaşmayı amaçlamıştır; nitekim bu plan gereğince Hakan Atilla, tutuklanma gerekçesi olan kara para aklamadan-büyük bir paradoks olmasına rağmen-suçsuz bulunarak diğer beş iddiadan suçlu bulunmuştur. Bundan sonra haydutça bir tavırla Hakan Atilla’ya hangi cezanın verileceğini, Halk Bankası’na ve Türkiye’ye hangi ekonomik ve siyasi yaptırımların olacağını göreceğiz. Sonuç her ne olursa olsun, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bu dava Türk devleti ve milleti için yok hükmündedir. 

Dava yargıcının 2014 Mayıs’ında FETÖ’cü bir hukuk bürosu tarafından her türlü masrafı karşılanarak konferans için İstanbul’a getirilip Türk yargısıyla ilgili önyargılı, haksız ve olumsuz eleştirilerin yaptırılması. 

17-25 Aralık 2013 FETÖ yargı operasyonlarında tutuklanıp daha sonra FETÖ’nün uyuyan hücrelerince serbest bırakılınca yurtdışına kaçan FETÖ’cü Hüseyin Korkmaz’ın tanık yapılması, ABD’de oturduğu evin kirasının FBI tarafından karşılanması, 17-25 Aralık 2013 FETÖ yargı operasyonunu koordine eden FETÖ’cü Hüseyin Korkmaz’ın Türkiye’den kaçırdığı belgeleri elli bin dolar karşılığında FBI’a verdiğini itiraf etmesi. 

 Yargılamada davanın bilirkişisi olarak FETÖ’ye ait bir düşünce kuruluşunun seçilmesi. 

17-25 Aralık2013 FETÖ yargı operasyonundan yakalama kararı olan Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez’in tanık yapılması.

Emre Uslu ve Âdem Yavuz Aslan gibi FETÖ’cülerin New York’taki davayı izlemeleri ve Periscope’tan canlı yayın yapmaları.  

Bu rezalet davayla ilgili basından öğrendiğimiz kadarıyla yukarıda zikredilen hususlar, ABD,CIA,FBI ve FETÖ işbirliğini net olarak gözler önüne seriyor.

Hakan Atilla davası; Türkiye;’ye yapılan bir kumpastır, hukukun katledilmesidir, siyasi bir davadır, Türkiye’nin egemenlik haklarına saldırıdır, uluslararası bir skandaldır, haydutluktur, açıktan yapılan Türkiye düşmanlığıdır. Türkiye’ye açıktan düşmanlık yapan ABD’nin bu davadaki durumu; kuzuyu yemeye karar vermiş kurdun, nehirde kendisinden aşağıda duran ve suyu bulandırma imkânı olmayan kuzuya suyu bulandırdığı için kendisini yiyeceğini söylemesinden farksızdır. Şu hususu da belirtmeliyim ki bu davanın altyapısının hazırlanması için Reza Zarrab’ın CIA tarafından Türkiye’den kaçırılmasında ve Hakan Atilla’nın ABD’ye gönderilmesinde, yetkililerin gerekli tedbirleri almamış olması da çok büyük gaflettir. 

Bu dava, 17-25 Aralık 2013’teki FETÖ’nün yargı operasyonlarında dillendirdiği yolsuzluk ve rüşvet davası değildir. İç siyaset hesaplarıyla ve iktidara olan muhalefet etme anlayışıyla bakılabilecek bir dava değildir. Siyasi çıkar hesaplarının bir tarafa bırakılarak Türkiye’nin âli menfaatleri açısından değerlendirilmesi gereken bir husustur, milli bir meseledir. 

Eyvallah!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.