Vücudumuzu meydana getiren uzuvlarımızın her biri için pek çok atasözü, tekerleme ve güzel sözler üretilmiştir. Bu organlarımızdan birisi de ayaklarımızdır. Aklımıza gelenleri saymaya başlayalım: Başlar ayak olunca ayaklar da baş oldu, o kadar hareketliydi  ki  eli ayağı hiç durmazdı,  gürültü duyunca ayağa fırladı, bunun üzerine ayağa kalkmaya niyeti olanları  da ayaklandırmış oldu. Sevgilisini görünce heyecanlandı ve ayakları birbirine dolaştı. O adamı hiç sevmezdi, O’nun olduğu yere adım atmazdı fakat öyle bir duruma düştü ki istemeden kendi ayakları ile tıpış tıpış gitmek zorunda kaldı.

       Yıllardır görmediği arkadaşını görünce ayağı yerden kesildi,  neredeyse O’nun ayaklarına kapanacaktı. Hafif meşrep adamları sevmezdi, bu tip adamlar ayağına bağ olacağından onları yanında gezdirmezdi, ayağına çağıran yaşça küçük kişilerin ayağına gitmezdi. Çocukken,  ilkokula gidene kadar entari giydirirlerdi, entarinin eteği o kadar uzun olurdu ki koşarken eteklerimiz ayağımıza dolanırdı. Keşke küçük yaşta ayağımıza pantolon giydirselerdi.  Mahallede akşamları kimsesizlere yemek götürdüğümüz zaman,  bizlere ayağına sağlık derlerdi.  Devamlı iyilik yapanlara karşı saygısız davranmak, bir çeşit kendi ayağına kurşun sıkmak demektir. İstemediğimiz bir yere zorla götürülürken ayağımızı sürüyerek gideriz.  Külhanbeyleri kızdırırsak, bize ayağını denk al yoksa ayağını kaydırırım derlerdi.  

       Memlekete gidince önce mahalleye ayak basar, ayağımızın tozu ile evimize giderdik, hiçbir zaman akrabalarımızdan ayağımızı çekemezdik.  Yeniliklere ayak uydurmamak için cahil insanlar ayak diretir, yeniliği  öğrenince  ayak altında dolaşır, saf kişileri oyuna getirebilmek için ayak oyunlarına başlardı. Kısa zamanda yükselmek için gururunu ayaklar altına alarak, ayakta  uyuyanları  kullanarak  ayakta durmaya çalışırdı. Güya Avrupa’dan gelen her şeye karşı olduğu için futbol kelimesi yerine ayak topu kelimesini kullanırdı. O kadar cimri idi ki dolmuş parası vermemek için saatlerce yol yürürdü ve akşam ayaklarına kara su inerdi, ilaç satın almamak için ayakları geri giderdi.  Gençlerimize kendi ayakları üzerinde durmalarını öğretmeliyiz. 

       Tek  ayak üstünde o kadar çok yalan söylerdi ki anlattıklarının hangisi doğru hangisi yalan olduğunu anlamak için tüm tanıyanlar, ayaklanırdı. Ayakta kalmak için ayağa düşerdi, O’na acıdığımızdan kendisini ayakta tutmaya çalışırdık. Menfaati için insanlara yalvarırken hep ayağınızın türabı olayım derdi, o kadar şanslı idi ki uçaktan aşağıya  atsan  dört  ayak üstüne düşerdi. Bir adama işi düştü mü o adamın ayaklarının altına kırmızı halı serer ve ayaklarına gül yaprakları sererdi.  Ayakları o kadar  küçüktü  ki ayağına uygun bir ayakkabı bulunmuyordu.  Fakat düşünemediği bir şey vardı, bu ayaklar çoktan beri kokmuştu, ya ayağını yıkamalıydı veya çorabını değiştirmeliydi.  Birileri O’na geç bu ayakları demeliydi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.