İki hafta önce başladığımız demokrasi yazılarımıza devam ediyoruz.

Türkiye’de demokrasinin tarihi sürecini anlamak için Osmanlı’nın özellikle 1838’de İngiltere ile imzalanan Ticaret Antlaşması’nın devamında gelişen olayları takip etmek gerekir. Öyle ki Osmanlı ile İngiltere arasında imzalanan antlaşmasından sonra Türklerin elinde bulunan sermaye ve sanayi yok olmakla karşı karşıya kalmıştır. Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı iç ve dış baskılar sonucu ilan edilmiş ve Osmanlı ayakta durabilmek amacıyla İngiltere başta olmak üzere batıya verdiği tavizleri daha da arttırmıştır.

Batıya verilen tavizler her ne kadar ekonomik sorunları çözmek, insan hakları, eşitlik gibi masumane alanları kapsıyor gibi görünse de, özellikle Islahat Fermanından sonra iç ve dış politikada gelişen olaylar dikkate alındığında batının desteklediği azınlıkların ekonomik, siyasi ve sosyal birçok alanda Türklerden daha çok haklara sahip olması dikkat çekicidir. Azınlıkların kendi okullarında kendi dilleriyle eğitim görme gibi gayet masumane ve demokratik hak ve özgürlükler çerçevesinde gerçekleşen hukuki gelişmeler, özel mülkiyet ve gayrimüslimlerin batıyla daha çok temasa geçmesi ve Batı’nın Osmanlı içişlerine daha çok müdahale etmesine kadar varmıştır.

Osmanlı ekonomik anlayışı ile Sanayi Devriminden sonra Batıda güçlenen ve sömürge hareketleriyle dünyaya hakim olmaya başlayan kapitalist ekonomik anlayışı arasında taban tabana zıtlık vardır. Batının yeni ekonomik sistemiyle Osmanlı merkez ve hinterlandında bulunan Müslüman, gayrimüslim tebaanın yüzyıllardır uyguladığı ekonomik sistemler farkldır.

Osmanlı’nın Meşrutiyet hareketleriyle denene azınlıklara geniş siyasi haklar verme, demokrasiyle Batının desteğini alarak varlığını sürdürme çabalarının sonuç vermediği ortadadır.

İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği Batı ekonomik sistemi emperyal politikalarını Osmanlı topraklarında da sürdürmek, bu amaçla önce gayrimüslim ve Müslim halklarını kışkırtmak için birçok çalışma yapmış, etnik ve dini kökenlere hitap etmişlerdir.

İkinci Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki Partisinin ortaya zorunlu olarak uygulamaya koyduğu Türkçülük politikasının çaresizliğin bir sonucu olarak benimsendiği, İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusya’nın Osmanlı’ya karşı birliğini kırmak amacı güttüğünü görmek gerekir. Bu amaçla II. Abdülhamit döneminde zorunlu olarak Almanya’ya yaklaşıldığı görülmektedir.

Osmanlı’nın milletiyle bir bütün olarak varlığını, bağımsızlığını sürdürmek amacıyla uygulamaya başlattığı demokratik çabalar aynı zamanda yeni ekonomik arayışları, model denemelerini de beraberinde getirmiş, liberal ekonomi ve ferdiyetçilik düşünceleri Prens Sabahattin öncülüğünde uygulanmak istenmiştir.  

Osmanlının bu yüzyılda Batıyla yarışması ve Batı’nın Sanayi Devriminden sonra edindiği tecrübeleri ve gerçekleştirdiği gelişmelere ayak uydurması beklenmemelidir. Osmanlı sanayisi daha çok el tezgâhları ve güce dayalı sanayi mamulleri üretirken Batı seri üretim ve ucuz mamullerle Osmanlı iç iç pazarında hakimiyetini kurmuştur. XIX. yüzyılla birlikte Batı’nın ele geçirdiği Osmanlı sanayisi daha çok batıya hizmet eden ve yerli ham maddenin batıya taşınması şeklinde tezahür etmiştir.

Osmanlı’dan devralınan devletçi ekonomi modeli Cumhuriyetle birlikte kısmen liberal ekonomiye dönüştürülerek yürütülmek istendiyse de Türkiye’de yerli ve güçlü sanayi kuruluşlarının bulunmaması; yerli burjuva sınıfının yok denecek kadar az oluşu yeni ekonomik sistemin başarıya ulaşmasını engellemiştir.

Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre önce 17 Şubat 1923 tarihinde gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresinin bir amacının da ekonomik özgürlük ve kalkınma olduğu görülmektedir. Kongrenin diğer bir amacının yerli müteşebbisleri harekete geçirmek ve Türk burjuvazisini yaratarak Cumhuriyet’in ‘karma ekonomi modeli’ olarak isimlendirdiği yeni bir ekonomi modelini hayata geçirmek şeklinde tezahür etmiştir.

Cumhuriyetin kurucu kadrolarının büyük ideallerle gerçekleştirdiği devrimler halkın ekonomik refahını karşılamaktan uzak olsa da özellikle İnönü dönemine kadar milli bağımsızlık idealiyle yaşama ülküsünün gerçekleştirilmiş olması halkın devleti ve milletiyle bütünlüğünü güçlendirmiş, Cumhuriyetin kazanımları millet tarafından gönülden desteklenerek benimsenmiştir.

Atatürk ve arkadaşlarının tek partili mecliste fark ettikleri en önemli eksiklerden, sıkıntılardan birisinin muhalefet eksikliği olduğunu görmeleridir. Bu amaçla öncelikle ülkeyi ekonomik alanlarda yeni açılımlar kazandırmak ve muhalefetten yol gösterici olmalarını beklemek gibi gerekçelerle Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası denemiştir.  Bizzat Atatürk’ün desteğiyle kurulan ve başarısız olsa da Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimleri bir yandan demokrasinin gelişmesine hizmet ederken diğer yandan da koyu devletçi ekonomi modelinin hafifletilmesi ve kısmi liberal ekonomi modeline doğru geçişin sağlanması açısından önemli gelişmelerdir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında özellikle Sovyet Rusya’yla temasların yoğun olmasında Batıya karşı milli duruş ve Sovyetlerin Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına desteği olarak görmek mümkündür. Türkiye’de uygulanana ve yarı devletçi ekonomi modelinin bir geçiş modeli mi yoksa gerçek ekonomik bağımsızlığı sağlamayı amaçlayan bir modeli mi olup olmadığı hala tartışılmaktadır.

 Ancak ilk dönemde benimsenen Türkiye’nin uyguladığı ekonomi modeli ile Sovyet Rusya’nın modelleri arasında derin farkların olduğunu da görmek gerekir. Zira Atatürk’ün hiçbir zaman Sovyet ideolojisini benimsemediği, Komünist Partisi ve liderlerinin Karadeniz’de batırılmasından da anlaşılabilmektedir. Bu nedenle Atatürk’ün uygulamaya çalıştığı modelin yarı devletçi karma ekonomi modeli olduğu görülmektedir. 

1945 sonlarına kadar devam eden karma ekonomi modeli bu tarihten sonra daha çok Amerikan yanlısı                         politikalarla zorunlu olarak liberal, kapitalist ekonomi modeli olma yönünde eğilimini arttırmıştır. Türkiye’nin karma ekonomi modeli resmen 24 Ocak 1980 tarihinde gerçekleşen ve ‘24 Ocak 1980 Kararları’ adı verilen döneme kadar devam etmiştir. ‘Özal Dönemi’ olarak adlandırılan yeni dönemle birlikte Türkiye’nin ekonomik modeli serbest piyasa ekonomisidir.

DP dönemiyle devam edeceğiz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.