Tam adı, “Kubbealtı Akademisi Kültür ve San’at Vakfı” olan bu kuruluş 1970 yılında önce bir dernek olarak, “ Kubbealtı Cemiyeti” adı ile İstanbul Beyazıt’ta bulunan Kara Mustafa Paşa Medresesinde faaliyete geçmiş, bilahare idaresinde duyulan ihtiyaç üzerine 1978 senesinde Vakıf statüsüne dönüşerek, yine İstanbul Beyazıt’ta bu defa Köprülü Medresesine taşınmıştır.

Vakıf, Her ne kadar sosyal faaliyetlerine Beyazıt’ta bulunan Köprülü Medresesinde devam etmekte ise de, Vakfın merkezi, bağışçılarından-vâkıflarından Ekrem Hakkı Ayverdi’nin bağışı olan, İstanbul Fatih Fevzi Paşa caddesi 175 numaralı binada bulunmaktadır. Bu merkez bina aynı zamanda, Müzeler Genel Müdürlüğü’nün denetimine tabi özel bir müze olup, E. H. Ayverdi’nin hayatı boyunca biriktirdiği, nadide hat, tezhip, resim, porselen ve antika değeri bulunan obje ve eşyalarla donatılmıştır.

Ekrem Hakkı Ayverdi, gerek Anadolu’da, gerekse Balkanlarda kalan son Osmanlı mimari eserlerini, adım adım dolaşarak, plan ve yapı özellikleri ile tespit edip fotoğraflayarak, bu güne ışık tutan “Osmanlı Mimari Eserleri” serisini kitaplaştıran Yüksek Mimar ve Mühendis olup, kitaplaştırdığı bu eserler, bu gün dahi kaynak eser niteliği taşımaktadır.

Bu çalışmasında kendisine asistan olarak yanında ve yardımında bulunan eşi, Zinet İlhan Ayverdi ise, Kubbealtı Cemiyeti ve Vakfı’nın isim annesidir. Osmanlı Sarayında Kubbealtı, vezirlerin toplandığı, yani devlet yönetimi ile ilgili kararların alındığı yerdir. Ayrıca İlhan Ayverdi, otuz dört yıllık bir çalışmanın başına olarak, 3 ciltlik, 60.000’i misalli-açıklamalı, 93.000 kelime barındıran “Kubbealtı Lugatı - Misalli Büyük Türkçe Sözlüğünü” meydana getiren önemli bir edebî şahsiyetimizdir. Bu lugat halen Kubbealtı Yayınları arasında yer almaktadır.

Kubbealtı kurucularının üçüncüsü E. H. Ayverdi’nin kız kardeşi olan Samihâ Ayverdi’dir. Ki bu şahıs elliyi aşan kitabı ile Osmanlı Kültür Mirasını, Cumhuriyete taşıyan, tarih, hatırat, tasavvuf ve fikir alanında verdiği eserler ve çevresine adeta ışık saçan bir merkez şahsiyet olarak, nesilleri mayalamış ve “Samihâ Anne” unvanını hakkıyla kazanmıştır. Bir karşılaşmada Hüseyin Nihal Atsız kendisine; “Samihâ hanımefendi siz Ahmet Yesevi’in vaktiyle yaptığını, şimdi yapıyorsunuz.” Demiştir. Niyazi Yıldım Gençosmanoğlu ise kendisi için; “Bir anne ki muhterem anneler âleminden, elli yıl nesilleri emzirdi kaleminden, çok şeyden mustariptir Samihâ Anne lâkin, tattırmadı kimseye ruhunun eleminden. Yalnız feyiz verdi aşk verdi şuur verdi, virane gönüllere şevk verdi sürûr verdi. Milli tarihe ışık millete gurur verdi. Hâsılı ne aldıysa bahşetti El-eminden.” Diye, O’nun faaliyetlerini şiirleştirmiştir.

İşte bu Ayverdiler üçlüsü yakın çevresi ile birlikte, “İlim, fikir ve sanatta Türk milletine has târihten gelen değerleri esas tutarak, nesilleri, millî bir düşünce ve sanat merkezi etrâfında toplamak ve bu gayeye erişmek için ilim ve fikirde, sanatta, dilde, sosyal sâhada ve neşriyatta muhtelif çalışmalar yapmak” maksâdı ile Kubbealtı Akademisi Kültür San’at Vakfını kurmuşlardır.

Vakıf kurucuları vasiyetnamelerinde; Kubbealtı Akademisi Kültür ve San'at Vakfı gibi, millî irfan ve sanata hizmeti gaye edinmiş bir müessesenin gelişme ve devâmı için maddî fedâkarlığa duyulan ihtiyaç ile mal ve mülkümüzü Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı'na devretmeyi bizler için vicdan borcu kılmıştır. Öyle ki, gençliği bağrında toplamakta bulunan bu ocağın mensuplarının zihnî ve rûhî bir düzen içinde yetişmelerine gayretin, ibâdet gibi temiz, mukaddes bir millî vazîfe ve vicdan borcu olduğuna inanmış bulunuyoruz. Demektedirler.

Bu maksâd etrafında Kubbealtı Vakfı olarak; elli yıl süre ile “Akademi” adlı bir aylık mecmua neşretmişler, yüzlerce kitap yayınlamışlar, akademik konferanslar, seminer ve sempozyumlar, sohbet toplantıları ve anma günleri tertip etmişler, Türk süsleme sanatları, hat, klasik ve Türk tasavvuf mûsıkîsi kursları düzenlemişler, Osmanlı Türkçesi kursu, Aruz kursu ve Türkçeyi Düzgün ve Doğru Konuşma Kursları açmışlar, Dil, târih, edebiyat, sanat, tasavvuf alanlardaki eserler ile nota, CD ve kasetler çıkarmışlar, burslar, sosyal yardımlar, konser, gezi, iftar, yemek ve kermesler ile Vakıf kuruluş gayesini gerçekleştirmeye çalışmışlar ve çalışmaktadırlar.

Yüzlerce yıllık vakıf geleneğimizi, çağımıza taşıyan Kubealtı vâkıf çelışanlarını rahmet ve minnet ile anarken, bu emanete sahip çıkanları da kutlayarak, Kubbealtı Lugatında; çaba ve emekleriniz, Allah katında makbul ve şüküre layık olsun karşılığı olarak, ancak “say’iniz meşkûr olsun.” Diyebiliyoruz.