Nihat Sami Banarlı’nın “Devlet ve Devlet Terbiyesi” adıyla meşhur bir kitabı vardır. Kitap Banarlı’nın gazete ve dergi yazılarının derlemesidir.

Bu günlerde döne döne Türk devlet felsefesi, vatan, bürokrasinin rolü, Türkçe, vakar, duruş ve devletli olma gibi konular içeren kitapları okuyorum.

Ziya Gökalp, Yahya Kemal Beyatlı, Nihat Sami Banarlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Kemal Tahir gibi yazarlarımızın devlet, vatan, devletli olma, Türk devlet felsefesi konularında yaptıkları değerlendirmeleri tekrar tekrar okumak, düşünmek ve sancılı geçiş döneminin kavşağında bulunduğumuz son dönemde devletlilerimizin devlet, vatan, Türkçe, Türk devlet felsefesi... gibi konularda atacağı adımları iyi hesap etmeleri, alacağı kararlarda kılı kırk yararak kırk kere düşünüp öyle karar almaları gerektiğini hatırlatmak ve tarihine yeni bir acıyı katmamak gerektiğini düşünüyorum.

Sözünü ettiğimiz Nihat Sami Banarlı’nın “Devlet ve Devlet Terbiyesi” kitabında yer verdiği ilk yazı manidar bir şeklide “devlet” üzerinedir. 1970’li yıllarda Meydan Mecmuasında yayınlanan yazısında Banarlı devleti sadece siyasi bir organizma olarak görmez.

Devlet, Türk milletinin canlı bir organizması, atan kalbi ve varolma biçimidir.

Devlet, günlük kısır çekişmelerin, günü kurtarma çabalarının, iktidarda kalma mücadelelerinin oyun alanı değildir. Aksine binlerce yıldır devam eden tecrübe, kültür, görgü, estetik, dil ve tarih şuurunun kurumsal olarak nizam bulmuş halidir. Binlerce yıllık birikimle gelen sürekliliğin somutlaşmış hali olarak Türk devleti varlığını sürdürmektedir.
Devlet, soyut bir mekanizma olarak değil; dilden mimariye, görgü kuralları ve töreden devlet kurum adap ve kurum kültürüne kadar hayatın her alanına sinmiş yaşayan bir "üslup ve duruş" olarak kabul edilir.

Devleti ele alırken ön plana çıkarılan özellikleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

Devlet Dili Türkçe
Devlet terbiyesinin ilk ve en somut göstergesi dildir.

“Türkçenin Sırları” adlı eserde de vurgulandığı üzere:

• Türk Devleti Dili Türkçe: Binlerce yıllık tecrübeye sahip Türklerin devletleşme sürecinde dil sıradan bir kabile dili olmaktan çıkıp bir "devlet ve medeniyet dili" haline gelmiştir. Sıradan kabile dillerinin Türkçenin yanına yan dil olarak kabul edilmesi devletin varolma ülküsünü zedeler.

• Devlet terbiyesi almış bir bürokrat veya aydınlar; konuşmasında ve yazışmasında ciddiyeti, ölçüyü ve nezaketi korumak zorundadır. Dildeki pervasızlık, özensizlik doğrudan devlet terbiyesinin ve kurum kültürünün zedelenmesine yol açmaktadır.

Türk Tarihinde Devamlılık ve Duruş
Türk devlet geleneği Hun, Göktür, Uygur, Selçuklular, ..., Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti çizgisinde kesintisiz bir süreklilik gerektirir.

• Devlet kademelerinde görev alan bir kişilerin taşıdığı görev sorumluluğun kaynağı bu köklü Türk tarihi ve kültürel geçmişe dayanır.

• Devlet temsilcilerinin duruşu, karar alışı ve Türk devletine temsil yeteneği gösterişten uzak fakat mağrur ve vakur olmalıdır. Bu vakar, şahsa değil, temsil edilen Türk Devletin büyüklüğüne aittir. Alınan her karar Türk Milletinin Devletiyle bölünmez bir bütün oluşuna hizmet edecek şekilde olmalıdır.

Türk Devletinde Kurum Kültürü
Türk devlet geleneğinde köklü terbiye sistemi her şeyden önemlidir. Bürokratların köklü Türk devlet terbiye sisteminden geçirilmeleri ulusal ve uluslararası konularda devlet başkanına yol- yordam göstermeleri beklenir.

Devlet terbiyesi zengin bir dil hafızasına, köklü bir tarih şuuruna, vakara, davranış ve nezakete dayanan bir milli üslup meselesidir.