Vaktiyle, hususî sohbetlerimizde, eski bir Şark geleneğiyle, cinaslı- farklı anlamlı fıkralar, hikâyeler anlatmayı iyi bilirdik. Ne güzel söz söyliyen adamlar, hele kadınlar vardı. Uzun kış gecelerinde ateş kenarlarında saatlerle konuşan bu kadınların birçoğu gevezeliklerini bir sanat eseri hâline koymayı bilirlerdi. Tekmil Şark’ta, gönül alıcı ve âsap düzeltici sözleri sayesinde, bütün ömürlerini başkalarının temin ettikleri bir refah içinde geçiren adamlarda bulunurdu.
Samimî bir surette, hakikaten istediğimizden cidden emin olduğumuz şeyler o kadar azdır ki! Nafile yere ve kendimizi avutmak için, değersizliğini bizim de takdir ettiğimiz şeyler arkasından üzülüp, koşup yoruluyoruz. Çocukluğumuzdan kurtulmadığımız ve ancak oyuncaklarımızı değiştirdiğimiz gibi!
Çok güzel olanlar, çok zengin olanlar gibi, hayatı olduğundan fazla mesut imkânlarla süslü ve iyi hislerle dolu sanırlar. Etraflarında buldukları dostluk ve kibarlık hislerinin içgüdüsü ise kendileridir. Fakat tecrübesizliklerinden bunu bütün insanlığın hayatını aynı zannederler. Bilmezler ki kendileri güzelliklerinin her şeyi değiştiren ışığını bir başka tarafa götürünce ruhları kapanık, talihleri basık olan insanların hemen cümlesi aldatılmış ve aldanmış, köşelerinde bencil, bezgin, kaba kalırlar
Biz kendimizi kabul etmeğe mecburuz. Başka ne yapabiliriz? Ve bu mademki böyledir, bari kendi kendimizle olsun iyi geçinmeğe çalışmalı değil miyiz?
İnsanların çok kerre bu kadar hafif meşrepli, dönek, entrikacı ve kendi kendilerine karşı emniyetsiz kalışlarının sebebi kendine ermiş hür bir ruhtan, incelikten, sanattan ve derunî bir hayattan mahrum oluşlarıdır.
Medeniyetin bugünkü derecesine gelmemiz için bile milyarlarca adamlar, asırlardan beri çalıştılar. İnsanda, onlardan miras kalan bir hisle, bir ahlâk ve fazilet ihtiyacı gibi, bir de çalışmak dürtüsü vardır. Boş geçen zamanlarımız gönlümüzde bir vicdan azabına benzer bir acılık bırakır. Çalıştıkça, öyle ki bunun faydasız olduğunu bilelim, vazifemizi yapmış olmanın gönül rahatını duyarız. Sıhhat ve saadetimiz için işimizi sevmeliyiz. Yeryüzünde kendimizi aldatmak ve avutmak için bulabileceğimiz en büyük tesellilerin biri çalışmaktır.
Bütün dünya kendisince çirkinleşmeye, çürümeye başladığı zaman sanatkâr: “Ben eserlerimle kendime öyle bir kâinat yaratacağım ki orada kadınlar şefkatli, erkekler zeki, kanunlar mûnis, ve her şey dilediğim gibi olacak ve ben kaybettiğim eski cenneti iade eden bu âleme çekileceğim!” diye düşünür.
Bu yazımızda, Abdülhak Şinasi Hisar’ın sözleriyle avunduk