I M G 20260812 W A0006Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Diyetisyen Hale Aslantaş, sabah uyanır uyanmaz hemen hepimizin elinin telefona gittiğini, şöyle bir ekran kaydırıldığında karşınıza birbirinden ilginç diyet ve kilo verdiren çeşitli anlatımların yer aldığı videoların çıktığını kaydetti.

Diyetisyen Aslantaş, “Karşımıza çıkan videolardan birisinde "10 günde 5 kilo verdiren gizli mucize: Kereviz sapı ve kolajen kürü" Birkaç saniye sonra, filtresiz bile pürüzsüz görünen karın kaslarıyla bir influencer elindeki renkli detoks çayını yudumluyor ve "Bu ürünü kullanmıyorsanız kendinize haksızlık ediyorsunuz" diye vicdan azabı aşılıyor. Hemen arkasından bir başkası "Ekmeği kestim, 20 kilo verdim" diyor; diğeri "Meyve zehirdir, şekerdir, ağzınıza sürmeyin" diye ahkam kesiyor.” gibi çok sayıda videoların yer aldığını vurguladı.

I M G 20260812 W A0005

Ekranı Kaydır, Umudu Satın Al
Sosyal medyanın son yıllarda adeta devasa bir "sağlık ve diyet" pazarına dönüştüğünü vurgulayan Diyetisyen Aslantaş, “Peki, her köşe başında önümüze düşen bu popüler diyetler, o mucizevi kürler gerçekten bilimin onayladığı birer sağlık reçetesi mi, yoksa milyarlarca dolarlık bir pazarlama çarkının kusursuz dişlileri mi? Gelin, bir diyetisyen gözüyle şu madalyonun arkasına, o parıltılı ekranların ardındaki gerçeklere beraber bakalım.

Eski yılları bir düşünün; diyet programları ya gazetelerin hafta sonu eklerinde uzman kalemlerden okunurdu ya da bizzat diyetisyen muayenehanelerinde kişiye özel yazılırdı. Bugün ise ne yiyip ne yemeyeceğimizin kurallarını tamamen algoritmalar koyuyor. Sosyal medya diyetlerinin bu kadar çabuk hayatımıza sızmasının arkasında aslında çok insani, çok basit bir psikolojik gerçek var. Hızlı ve zahmetsiz sonuç alma arzusu. İnsan beyni yapısı gereği hızlı, kolay ve kesin cevapları, kestirme yolları seviyor.

I M G 20260812 W A0003

Sabır, denge ve sürdürülebilirlik ister
Gerçek ve sağlıklı bir beslenme programı ise sabır, denge ve sürdürülebilirlik ister, ‘Haftada yarım kilo verelim ama yaşam tarzını değiştirelim, kalıcı olsun’ der. Gel gör ki bu gerçekçi söylem sosyal medya uygulamalarında yeterince "tıklama" ya da "beğeni" almıyor. Algoritma ne yapıyor? Şok edici başlıkları, dramatik "öncesi/sonrası" değişim fotoğraflarını ve tek bir besini (yulafı, avokadoyu ya da kemik suyunu) mucize gibi gösteren videoları hızla yukarı taşıyor. Bilim insanları bir besinin vücuda etkisini söyleyebilmek için bazen on yıl boyunca araştırma yaparken, sosyal medya aynı konuda otuz saniyelik bir video ile kesin hükümler verebiliyor. Günün sonunda bilimsel doğruların yerini estetik videolar, kurgulanmış başarı hikayeleri ve ne yazık ki umut satışı alıyor.

Bedeninizi Kime Emanet Ediyorsunuz?”
Sosyal medyadaki en büyük tehlike, bilgi kirliliğinin ve unvan erozyonunun zirve yapmış olması. Profiline "Sağlık Koçu", "Beslenme Danışmanı", "Fit Yaşam Mentörü" yazan binlerce kişi, arkasında hiçbir akademik altyapı, hiçbir üniversite diploması olmadan milyonlarca insana beslenme tavsiyeleri veriyor, listeler havada uçuşuyor. Bu kişilerin ortak bir noktası var: Kendi kişisel deneyimlerini genel geçer bir bilimsel kural gibi pazarlamak.
‘Bana iyi gelen, herkese iyi gelir’ yanılgısı, sosyal medya diyetlerinin temel mottosudur. Oysa klinik beslenme; genetik yapınıza, metabolizmanıza, kan bulgularınıza, kronik hastalıklarınıza ve günlük yaşam tarzınıza göre tamamen kişiye özel planlanması gereken tıbbi bir süreçtir. A kişisine çok iyi gelen ve kilo verdiren şok bir diyet, B kişisinde geri dönüşü zor safra kesesi taşlarına, karaciğer yağlanmasına ya da ciddi hormonal bozukluklara yol açabilir. İnsan vücudu influencer'ların akımlarına göre değil, tıp ve fizyoloji kurallarına göre çalışır.” şeklinde bilgiler aktardı.
“Bugünün Modası, Yarının Unutulanı”
Sosyal medyanın sürekli yeni bir düşman ya da yeni bir kahraman yaratma peşinde olduğunu ileri süren Diyetisyen Aslantaş, bir dönem yumurtanın ‘kalbi tıkıyor’ diye tamamen zararlı ilan edildiğini, sonra dünyanın en kaliteli anne sütünden sonraki protein kaynağı olduğunu savunduğunu hatırlattı.
Kahvenin yıllarca eleştirildiğini, bugün ise ölçülü tüketildiğinde metabolizmaya olumlu etkilerinin uzun uzun konuşulduğuna dikkati çeken Diyetisyen Aslantaş, “Yağlar tamamen yasaklandı, her şeyin ‘light’ olanı türedi; ardından sağlıklı yağların kalp ve beyin için vazgeçilmez olduğunu anladık. Şimdi ise moda, karbonhidratları tamamen hayatımızdan çıkarmak; ekmek, meyve hepsi hedef tahtasında. Göreceksiniz, birkaç yıl sonra bambaşka bir besin grubu suçlu ilan edilecek.

İlaç, beslenmenin yerine geçen sihirli bir değnek değildir.”
Sosyal medyada trendler mevsimler gibi değişirken, bilimin değişmeyen tek kuralı dengedir. Son dönemin en büyük çılgınlığı ise zayıflama iğneleri, yani GLP-1 grubu kilo verme ilaçları. Bu ilaçlar gerçekten klinik ortamda, doktor ve diyetisyen gözetiminde, belirli hasta gruplarında çok önemli faydalar sağlayabilir. Ancak sosyal medyadaki ‘İğneyi vurdur, arkana yaslan, istediğini ye ve zayıfla’ algısı tamamen büyük bir kandırmaca. Kas kaybı yaşamadan, saçlarınız dökülmeden, vitamin ve mineral eksikliğiyle çöymeden ve en önemlisi o ilacı bırakınca verilen kiloları iki katı olarak geri almadan bu süreci yönetebilmek için hâlâ ve her zaman doğru beslenmeyi öğrenmeye ihtiyacımız var. İlaç sadece bir destek, bir araçtır; beslenmenin yerine geçen sihirli bir değnek değildir.” diye konuştu.

Gerçek mi, Pazarlama ?
Büyük resme biraz tepeden bakıldığında bu diyet akımlarının arkasında neredeyse her zaman ticari bir satış stratejisinin görüldüğünü savunan Diyetisyen Aslantaş, sosyal medyada en çok konuşanlar her zaman en doğruyu bilenler değil; en çok izlenenler, en çok reklam bütçesi olanlar ve ne yazık ki bu popülarite üzerinden en çok kazanç sağlayanlar olduğunu ileri sürdü.
Diyetisyen Aslantaş, “Popüler bir diyet akımı veya ‘bağırsak temizleme detoksu’ viral olur olmaz arkasından hemen şunlar piyasaya sürülür. Özel karışım detoks çayları, mucizevi kürler, pahalı takviye edici gıdalar. Diyet listelerine güya kolayca ulaşmanızı sağlayan ücretli mobil uygulamalar. Glutensiz, Keto-dostu ya da Organik etiketi yapıştırılarak normal değerinin üç katı fiyatına satılan paketli ürünler.
Bizlere sürekli ‘yetersizlik’ ve ‘suçluluk’ psikolojisi aşılanarak yeni ürünler satın almaya zorlanıyoruz. Sosyal medya, sağlıklı yaşamı bir amaç olmaktan çıkardı; ne yazık ki satın alınabilen, sergilenen bir statü sembolü haline getirdi.” dedi.

I M G 20260812 W A0002

Kendimizi Nasıl Koruruz?
Sosyal medyadaki bu yoğun akışa karşı tamamen kulakları tıkamanın, orada hiç yokmuşuz gibi davranmanın da imkânsız olduğunu kaydeden Diyetisyen Aslantaş, “Ancak bir diyetisyen olarak ricam, o ekranları kaydırırken zihninize şu filtreleri takmanız. Diplomayı sorgulayın, içeriği üreten, size ‘şunu yiyin, bunu kesin’ diyen kişinin Beslenme ve Diyetetik (Diyetisyen) veya Tıp mezunu olup olmadığını, bu işin akademik eğitimini alıp almadığını mutlaka kontrol edin.
‘Mucize’ kelimesine şüpheyle yaklaşın eğer bir yöntem kesin, mucizevi, ışık hızında sonuçlar vaat ediyorsa, orada bilim değil, iyi kurgulanmış bir pazarlama vardır. Bedeninizin sesini dinleyin, tek tip beslenmeye dayalı (sadece sıvı, sadece protein, sadece et vb.) ve sürdürülemez olan hiçbir diyet kalıcı bir sağlık getiremez, sizi sadece hırpalar.

Gerçek Kahramanlar Hiç Değişmedi
Bilim yıllardır, üstelik hiç sesini yükseltmeden hep aynı şeyi söylüyor. Daha fazla taze ve mevsiminde sebze, daha fazla baklagil, yeterli ve kaliteli protein, tam tahıllar, fermente besinler, kaliteli bir uyku düzeni, düzenli hareket ve iyi bir stres yönetimi.
Ama ne yazık ki bunların hiçbiri sosyal medyada viral olmuyor. Çünkü ‘her gün yarım saat yürüyüş yapın ve tabağınızı renklendirin’ başlığı, ‘3 günde göbek eriten iksir’ başlığı kadar havalı ve ilgi çekici gelmiyor.
Lütfen kendinize şu soruyu sorun, karşınıza çıkan o içerik veya ürün gerçekten sizin sağlığınız için mi üretildi, yoksa siz o ürünün tam da hedef kitlesi ve müşterisi olduğunuz için mi önünüze düşüyor? İnternette gördüğünüz her popüler akımı denemeye kalkmayın; bilimsel kanıtı ve gerçek uzman görüşünü rehber edinin.
Unutmayın, yanlış ve kulaktan dolma beslenmenin faturasını o renkli dünyaları sunan influencer'lar ödemez, o faturayı doğrudan kendi bedeniniz ve sağlığınızla ödersiniz. Şunu hiç düşündünüz mü? Eğer gerçekten tek bir besin, tek bir toz ya da tek bir kür bütün dertlere deva olsaydı, hastalıkları şıp diye iyileştirseydi; sizce bugün hastaneler bu kadar dolu, poliklinik önleri bu kadar kalabalık olur muydu? Cevap aslında hepimizin içinde bir yerde çok net. Sağlığı tek bir mucizevi besinde değil, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam biçiminde aramalıyız. Unutmayın, moda diyetler size geçici olarak sadece kilo verdirir, ancak bilimsel ve doğru beslenme alışkanlıkları size bir hayat kazandırır.” şeklinde konuştu. (Turgay Duyar)