Geçen haftaki yazımızı “Hareketli insanlar entellektüel olamaz” cümlesiyle bitirmiştik.
Hareket insanı genellikle entelektüel olmaktan uzaklaştırır.
Kılıç erbabıyla irfan ehlinin ruh yapıları, dünya ve evren, devlet algıları farklıdır. İlim irfan ehli kılıç erbabıyla; düşünce, ilim insanı eylem insanı ile aynı hedefler için yürüyebilir. Ancak eylem insanı ile düşünce insanının fikirlerinin, teorik plandaki varsayımlarının ortak harekete geçirildiği durumlarda bu birliktelik bir başka boyut ve anlam kazanabilir. Aksi durumda düşünce eylemin (Entelektüel patronajın, bir ideoloji ve tek düze bir yapının emri altında yaşarsa) o düşüncenin radikalizme, uç noktalara kayma ihtimali yüksektir. Aynı şekilde eylem-devlet adamının da sadece entelektüel düşünce planında kalması durumunda ise devletin amaçlarından saptığı dönemler çok olmuştur. Bu nedenle eylem ve düşüncenin ortaklıkları, kader brlikteliklerinin görüldüğü yönetimlerin başarılı olma şansı yüksektir. Buna benzer örneklerin tarih boyunca çokça görüldüğünü söylemek mümkündür. Şah İsmail’in daha çok düşünce ve teorik planda yetişmesine karşılık Tavuz Sultan Selim’in eylem odaklı ve devlet adamı olmak amacıyla yetiştirilmesi gibi...
Düşünce ve eylem birlikteliğini bünyesinde taşıyan ender devlet adamlarının başında Fatih Sultan Mehmet gelmektedir. O yüzden Fatih Sultan Mehmet’in aynı zamanda bir düşünce-sanat ve entelektüel kişiliğinin devlet hayatında yaptığı faaliyetlerde kendini göstermesi tesadüf değildir. Tarihte devlet yöneticilerin yanında bulunan akil-düşünce insanlarının devlet yönetimindeki ağırlığı ve rolleri günümüzle kıyaslanmayacak denli güçlüdür.
Günümüzde başta Türk devletleri olmak üzere devlet politikalarına yön verebilecek ve toplumların hayatını düzene sokabilecek kapasitelere sahip gerçek anlamda düşünce-bilgi-görgü (akil) insanlarına ihtiyaç bulunmaktadır.
Sözünü ettiğimiz ve medeniyetimizin ruh köklerinden ayrılmaması ümidiyle yaktığımız projektör Türk dünyasının her alanda hayrına olacaktır.
Türkiye merkezli bakacak olursak Osmanlı son dönemi ile birlikte kısa tarihimizin özeti batıya öykünmemizin ve açılımlarımızın, açmazlarımızın da tarihidir de bir bakıma!
Öyle ki batının teknolojik üstünlüğünü almak kendi ruh dünyamız ve kendi kimliğimizden uzaklaşma; düşünce- eylem ve kılıç erbabının omuz omuza vererek inşa ettiği medeniyetimizden uzaklaşmak anlamına geldi çoğu zaman!
Eylemle gerçekleştirilmeye çalışılan batıcılaşma çabaları irfanla, Türk anlayışıyla desteklenemedi. Uzun bir dönem ne kılıç ne de irfan elimiz ön plana çıkamadı.
Batı medeniyeti ve insanlığın ortak yaşama erdemi düşüncesini bıraktığı için Rönesansla beraber daha çok eylemi, kılıcı benimsemiştir. Günümüzde Batının içinde bulunduğu ekonomik, teknolojik gelişmişliği bu eylemin sonucudur.
Eylemlerini dünyaya ne pahasına olusa olsun hâkim kılmak şeklinde kurgulayan batı, ekonomiden siyasete her alanda hayata tahakküm etmek için Türk medeniyeti ve Türk algısı gibi insanlığa çare üretebilecek, düşünce ve eylem üretebilecek medeniyet merkezlerine karşı baskıcı tutumlarını şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da arttırarak devam edeceklerdir. Batının bu tavrı bazen ekonomik, siyasi ve teknolojik ve gerektiğinde ise topyekün savaşa dönüşebilme risklerini de bünyesinde taşımaktadır.
Batının Türk dünyasına karşı baskılarının şiddeti ilim-irfanı geri alma noktasında batının eylemlerine karşı geliştireceğimiz düşünce ve pratiğin hayata yön vermesine paralel olarak artacak ya da azalacaktır! Türk dünyasına karşı pusuda bekleyen batı dünyasına dikkat etmek gerekmektedir.
Türkistan, Bereketli Hilal, Ön Asya, Balkanlar, Kafkaslar, Afrika ve Asya’da hali hazırda batı dünyasının etkisi, hâkimiyeti görülüyorsa bu etki de düşünceden çok eylemlerinin sonuca ulaşmasının etkisi vardır.
Türkiye ve Türk dünyası devlet ve aydınlarıyla bu hengâmede düşünceyle eylemin neresinde durmaktadır? Bu soruya verilecek mantıklı cevaplar, akılcı çözüm önerileri Türkiye ve Türk dünyasının şimdiye kadar olduğu gibi gelecekte de Kızılelması olmaya devam edecektir.
Türk dünyasının yeni Kızılelma’sı yolunda yürüyüşünde düşünce ve eylemi kılıçla güçlendirmekten, akılcı bilim ve milli kültürü hakim kılmaktan başka bir kurtuluş yolu görünmemektedir.