Süheyl Ünver’den Atasözleri

Bir tıp insanı, hekim olan Süheyl Ünver çok yönlü, ender insanlardan olup, yazar, ressam, tezhip sanatçısıdır, İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enistütüsü’nü kurmuştur. 1968 yılında, kadın ve kızlarımızın hayatlarını geliştirmek için kurulan Soroptimist derneğinin daveti üzerine İzmir’e gelmiş ve bir konferans vermiştir. Konuşmanın konusu halkın anayasası Atasözlerimizin altı bin senelik mazisi üzerinedir.

Osmanlı’nın son dönemlerdeki Hocalarından Süleyman Şevket’in derslerinde atasözlerini anlatması, konuşmaları esnasında büyükannem böyle derdi diye onlardan bahsetmesi, anlatılan bu sözlerden, Selçuklulardan izler bulunması, kültürün sözlü olarak yayılmasının ve etkisinin göstergeleridir:

“Yabandan gelen eşeğin kuyruğu dik durur.”

“Biz kökten sürmeyiz, daldan eğme değil.”

“Dar evim, tatlı evim.”

“Deniz ol bulanma.”

“Öfke gelir, göz karartır, öfke geçer yüz kızartır.”

“Ben çekerim nazlı yârin nazını.”

“Aşk ağlatır, dert söyletir.”

“Olsa ile bulsa. İkisi bir araya gelse”

“Erken kalkan işine. Geç kalan düşüne”

Hatta Sümer atasözlerinin bugünlere gelmiş darbımeseller vardır:

“Hoşa gidenin arkasından koşulur, Zararı dokunanın izi kaybedilir.”

“Tevazu ile giden saadet toplar.”

“ Bulduğunu anlatmıyorsun, ancak kaybettiğini sayıyorsun.”

“ Bir diyarın fakirleri sessizlerdir.” “Her fakir aynı derece itaatli değildir.”

Divanı Lügat- it Türk de atasözleri sav diye geçmektedir ki bu durum, eski bir kültür kaynağımızın varlığını göstermektedir. Eski ve yeni yazıda pek çok atasözü kitabı mevcuttur

“Aç olan ne yemez, tok olan ne demez.”

“ Yiğit ordu içinde, bilgin mecliste belli olur.”

“ Herkes bir seviyede olmaz.”

Bunlar söylenmiş boş sözler değildir, Atasözleri eski yaşayış ve ananeden oluşur. Asırların hakikatlerini kanun maddesi gibi ortaya koyarlar. Atasözleri zamanla hükmünü yitirebilir fakat onun yerine yenileri ortaya çıkar. Bu Dijital çağda da bu gelecekte de gelenek yaşamaya devam edecektir.