Gelenekler kaybolmaz, devamlılık arz ederse etkisi ve gücü o derece yüksek olur. Tarihten günümüze gelen nice adetler, dünyanın birçok yerinde de bir zaman yaşamış olabilir. Ancak bir geleneği devam ettirmek kıymetlidir.
İnsanların bir araya gelmesi, birbirlerine güzel dileklerde ve telkinlerde bulunması hem güzeldir hem tedavi yanı ve olumlu hükmü vardır:
“Mezopotamya’da zamanının en medeni şehirlerinden biri olan Nippur'da bir mabed var ki, dünya tıp tarihinde «İsin» ismini alır. Senede bir gün halk buraya gelir. Altın kapta duran çok tesirli bir macundan alır ve bundan mutlaka tadar. Kendisine telkini şudur. Bunu; devirlerinin ayni zamanda maddî ve icabında rûhî tedavilerde muvaffak olan rahibler bildirmiştir. Buna devam ederek giren yeni sene hastalıksız, rahat ve sıkıntısız geçirilecektir.” Bu inanç, halkı inanışı derecesine göre o kadar sarmıştır ki, bu her sene devam etmiştir.
Devamlılığı olan Mesir Macunu da güzel özelliklere sahiptir.
İnanç öyledir ki, bu macundan kim yerse bir yıl boyunca zehirli böcek ve yılan sokmaz. Soksa da öldürmez. Ağır hastalar Nevruz günü macundan yerlerse hastalıkları iyileşir. Macundan yiyen genç kızlar o yıl içinde evlenirler. Macun yiyenlerde cinsel arzu artar ve çocuğu olmayanların çocukları olur. Macun çocuk hastalıklarına da iyi gelir, zayıf çocukları kuvvetlendirir.
Günümüzde, Mesir ’in terkibindeki bazı maddelerin teminindeki güçlük ve Anadolu’da bulunmaması sebebiyle kullanılan malzemeler azaltılmıştır, bugünlerde mesir macununun içinde en çok on- on beş kadar baharat bulunmaktadır. Bu şekilde olsa da inanış gelenekli olarak devam etmektedir.
Mesirin hazırlanması ve dağıtılması ise başlı başına bir faaliyeti gerektirmektedir. (Bu ciddiyetle gözden geçirilmelidir)
Nevruzdan günlerce önce mesirin hazırlanmasına başlanılır. Eskiden macun için gerekli baharat Sultan Camisi Mütevellisi tarafından satın alınırdı. Bunlar Bimarhane'ye getirilerek delilere-akıl hastalarına dövdürülür bunun da mesirin hikmetini arttırdığı düşünülürdü. Daha sonra Sultan İmareti ‘ne gönderilir ve oradaki büyük kazanlarda macun haline getirilirdi. Sonra Macun tekrar Bimarhane’ye getirilip kâğıtlara sarılırdı. Mesirin kâğıtlara sarılmasını işini şehirden gönüllüler üstlenirdi. Gönüllüler, kâğıtlama işini severek yapar ve istediği kadar yiyebilirlerdi fakat çok yenmemesi için orada su bulundurulmazdı.
Manisa’da Mesir ‘in imal edildiği şifahane, 19. yüzyılda akıl hastalarına tahsis edildiğinden halk arasında tımarhane veya sert tabiatlı gardiyanından dolayı Hacı Hasan olarak tanınmıştır. Cumhuriyetten sonra kömür, deposu ve sonrasında sağlık müzesi olarak kullanılmıştır.
Şenlik havasında kutlanan Mesir faaliyetleri 1926 yılında vali Müştak Lütfü Bey tarafından gereksiz bir tarafgirlikle, Saltanat kalıntısı diye kaldırılarak yasaklanmış idi. 1952 yılında tekrar başlamış ve yanlıştan dönülmüştür.
Manisa Mesiri ve Şenliğini yeniden değerlendirip, imalatından ve dağıtımına ve ilgili kutlamalarına kadar esaslı bir düzenleme ile geleneği devam ettirmeliyiz.