Sasani ve Emevi hücumlarına ve çeşitli iç sorunlara maruz kalan İzmir, dokuzuncu yüz yıldan itibaren toparlanmaya başladı, Batı Anadolu’daki Bizans’a karşı deniz yolu ile gelebilecek bir tehdide engel olmak amacıyla, Bizans donanmasının üssü olarak kullanılmaya başlandı. 1204 yılındaki İstanbul’un Latin işgaline kadar, Bizans, vasat, kendi halinde yaşadı. İşgalle birlikte, Bizans soyluları İstanbul’dan ayrılıp devletçikler kurdular, İznik ve sonra Kemalpaşa idare merkezi oldu. İzmir önem kazandı ve burada donanma güçlendirildi. Kadifekale onarıldı, Limana yeni bir kale yapıldı. 1261 yılında İstanbul Latinlerden alındı ve başkent tekrara İstanbul’a nakledildi.
Anadolu’ya yapılan Türk Hücumları ve fetihleri hızla yayılıyordu. Haçlı Seferleri sonrasında Selçuklu’nun güçten düşmesi ve yıkılmasıyla, ardından birçok Türk Beyliği Anadolu’da ortaya çıktı.
Aydınoğlu Mehmet Bey (1317) Germiyanoğlu ordusunda subaşıydı. Menteşe Beyliğine bağlı bir asker olan Sasa Bey ile birlikte ve Aydın civarını ele geçirdiler, Mehmet, Sasa Bey’i tasfiye ederek, bu bölgelere hâkim oldu. Devletini kurdu. Selçuk, Tire, Birgi ve İzmir’in yüksek yerleri olan Kadifekale taraflarını fethetti. Güçlü bir ordu ve donanma meydana getirdi.
Mehmet Bey, fethettiği bölgeleri oğulları arasında paylaştırdı. Ayasuluk’u Hızır Bey’e, İzmir’i Umur Bey’e, Ödemiş’i İbrahim Bahadır Bey’e, Tire’yi Süleyman Bey’e paylaştırarak en küçük oğlu İsa Bey’i yanında(Birgi) tuttu
İzmir, babasının yönetimine verdiği Aydınoğlu Umur Bey tarafından, iki buçuk yıllık bir mücadelenin ardından 1329 yılında fethedildi. Böylece İzmir’in tamamı yeniden Türk hâkimiyeti altına girmiş oldu.
Mübârizüddin Mehmed Bey ölünce (1334) yerine Umur Bey geçti. Onun beyliğinin ilk günlerinde Venedik, Rodos ve Kıbrıs filolarından meydana gelen bir Haçlı donanması İzmir’i almak için taarruz ettiyse de geri çekilmek zorunda kaldı (Eylül 1334). Bundan sonra Umur Bey, Saruhanoğlu Süleyman Bey ile birlikte Yunanistan ve Mora’ya sefer yaparak sayısız esir ve ganimetlerle İzmir’e döndü (1335).
15 ve 16. yüzyıllara ait bazı kaynaklar, onu Osmanlı denizcilerinin atası saymıştır.
1341’de Kantakuzenos’un küçük yaştaki İmparator Ioannes’in vasîsi sıfatıyla güçlü bir mevki elde edişiyle Umur Bey, Bizans İmparatorluğu için önemli bir müttefik haline geldi. Kantakuzenos, düşmanlarına ve otoritesine karşı çıkanlar için en samimi müttefik olarak Umur Bey’i görüyordu.
Umur Bey’in faaliyetleri Latinler için büyük problem olmuş, İzmir’in kurtarılması amacıyla yeni bir teşebbüse girişilmişti. Haçlı donanması İzmir Limanı’nı Aydınoğulları’nın elinden aldı (28 Ekim 1344).
1333 yazında İzmir’de Umur Bey’i gören İbn Battûta onun zenginliğinden, cömertliğinden ve gazâ şöhretinden övgüyle söz eder.
Osmanlı devrinde, Gazilerin “Gazi Umur Bey canı için” yemin ettikleri, yeniçerilerin önceleri, “Umur Bey kısbetidir” diye onun giydiği tarzda başlık takındıkları rivayet edilir. Yanındaki Azeb ve askerlerin kendilerini, “Biz Umurca oğlanıyız” şeklinde tanıttıkları belirtilir.