İRAN-ABD+İSRAİL SAVAŞI VE TÜRKLER

Türk Devletleri Teşkilatı: İran Faktörü

Türkiye ile İran arasında ilişkilerin en zirvede olduğu dönemlerde dahi iki devlet arasında rekabet hep olagelmiştir. Türk-Fars rekabetinin ana sebepleri arasında Kafkasya, Ortadoğu ve Orta Asya’da kültürel, ekonomik, stratejik vb. söz sahibi olma ve daha da önemlisi Türk-Fars rekabetinin arka planında İslam dünyasında tarihten gelen prestijli konumunu devam ettirme çabaları bulunmaktadır.

İranda yaşanan son gelişmelerde her ne kadar dış kaynaklı desteklerin etkisi görülse de toplum kesimlerinde rejime karşı yarım asırdır güçlenen dip dalganın sesini yansıtması açısından önemlidir.

Tarihi ve etnik nüfus bilgileri net bir şekilde ortaya çıkarmıştır ki İran sınırları içinde yaşayanların %60’ı Türklerden oluşmaktadır.

Tarih boyunca İran’da kurulan devletlere bakıldığında Sasaniler sonrası başlayan süreçten 1925 yılına kadar İran’ı Türkler yönetmiştir. İran’da Selçuklulardan itibaren Türk devletlerinin varlığı söz konusundur. Özellikle Safevi Türk Devleti döneminde Türkçe zirveye ulaşmış Türkçe’nin önemli örnek metinleri oluşturulmuştur. Bu tarihi, kültürel ve etnik gerçekler siyasi baskılara rağmen İran’da Türk kültürünün hakimiyetinin birer kanıdıdır. İran’da ekonomi, yüksek kültür Türklerin hakimiyetindedir. Buna rağmen İran özellikle 1953 Musaddık Devrimi ve 1979 Humeni devrimi sonrası Türkleri yok sayma politikası benimsemiş bu durum İran’ın iç yapısındaki rejim karşıtı kırılganlıkları artırmıştır.

İran’ın bölgede 1979 sonrası devrimi yayma (Şia-Fars) politikası başta Alevi Türkler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Zira İran rejimi demokratik, kültürel ve insan hakları konusunda daha çok Fars milliyetçiği anlayışıyla yaklaşım sergilemiş bu durum İran nüfusunun çoğunluğu tarafından rejimin dayattığı baskılar olarak algılanagelmiştir.

İran’da halen yaşanan ve bundan böyle daha da artarak devam edeceği anlaşılan demokratik, ekonomik ve kültürel hakların kazanlıması gibi iç taleplerin sesi bundan sonra daha da yükselecektir.

İran Türklerin kadim coğrafyasıdır. Saka Türklerinin M.Ö VII. yüzyılda bölgeye geldikleri bilinmektedir. Bölgede farklı Türk boylarının dil, kültür ve folklorik özelliklerini koruyarak bu güne kadar gelindiği İran coğrafyası Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Bloku açısından büyük önem taşımaktadır.

İran coğrafyası 21. Yüzyılda Batı, Fars ve Şahlık yönetim heveslilerinin eline bırakılmayacak kadar önemlidir. Azerbaycan-İran, Türkmenistan-İran ve Türkiye-İran ilişkilerinin güçlenmesi oranında İranda yaşayan Türklerin hakları iade edilecek ve İran’da Türklerin hakları yönetim, askeri, siyasi, kültürel, anadil, ekonomi, basın,...her alanda geri verilecek ve Türkler güçlerini-etkilerini daha da artıracaklardır. Ancak şunu da hatırlatmak gerekmektedir: Batı-ABD ve İsrail gibi ülkelerin İran’ı parçalama çabalarına karşı durulması ve İran’ın toprak bütünlüğünün korunması çabalarına destek verilmesi en mantıklı seçenektir. İran’ın parçalanmasına karşı duruş son derece yerinde bir dış politika öngörüsüdür.

İran Türk bölgeleri olarak bilinen ve Güney Azerbaycan, Mazenderan, Horasan bölgeleri tam olarak Tük kültür hakimiyeti içerisindedir.

Halaç Türkleri, Kaşgay Türkleri, Şahseven Türkleri, Türkmenler, Horasan Türkleri, Türmen Sahra ve Güney Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bölgeler olmak üzere bugün İran coğrafyasında yaşayan nüfusunun çoğunluğu Türktür. İran’da yaklaşık 40 milyon Türk yaşamaktadır.

İran’ın son dönemde içinde bulunduğu kırılgan yapıda Türklerin pozisyonu değişkenlikler göstermektedir. Bazı Türk bölgelerinde yönetime güçlü destek sağlanırken bazı bölgelerde mevcut yönetime karşı bağlar çok zayıftır.

1990 sonrası İran-Rusya ve Ermenistan arasındaki diyaloklar ve bölgede oluşturulmak istenen sisteme karşı Türkiye ve Türk devletlerinin desteği ila Azerbaycan Kafkaslarda gücünü pekiştirmiş ve Karabağ’da 44 günlük savaş sonrası toprak bütünlüğünü sağlamıştır. Bu durum bölgede yeni güç dengelerin oluşmasına ortam hazırlamış ve Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan’ın güvenliği ve gücü artarken İran ve Ermenistan’ın bölgesel gücü Rusya’nın Ukrayna ile savaşı nedeniyle göreceli olarak zayıflamıştır.

İran yönetiminin her şeye rağmen Ermenistan ve Rusya ile olan güçlü bağları Karabağ Savaşı sonrası zayıflamış, uluslararası konjonktür Ermenistan'ı Rusya ve İran’dan ayırarak Türkiye-Azerbaycan eksenine yöneltmiştir.

Kafkasya’nın dünyanının değişen enerji ihtiyaçları, doğal mineraller ve petrolün geçiş kilit noktasında bulunması, Çin’in bölge ile ilgili planları ABD’nin de bölgeye olan ilgisini arttırmış ve ABD öncülüğünde Azerbaycan-Ermenistan anlaşması yapılarak Zengezur (Trump) Koridorunun açılmasına karar verilmiştir.

İran’ın bölgede 1979 Humeyni devriminden itibaren yürüttüğü rejimini yayma politikası başta kendi halkları tarafından benimsenmemiş buna rağmen İran rejimi Irak, Suriye, Umman ve Yemen gibi bölgelerde paramiliter güçlerle bölgede hakimiyetini kabul ettirmeye çalışmıştır.

Gelinen noktada İran’ın Fars rejimi başta olmak üzere ekonomik, silahlanma, uranyum zenginleştirme gibi rejimin agresifleşmesine yol açabilecek argümanları elinden birer birer gitmektedir. Savaşın uzun sürmesi İran’ı yok oluşa doğru götürme tehlikesini de içinde barındırmaktadır.

İran’da yönetimden hoşnut olmayan çoğunluk zaman zaman seslerin yükseltmektedir. Son dönemde yönetimine karşı dış kaynakların desteğinin de etkisiyle halk ayaklanmalarının dozu artmıştır. Bu durum başta Molla Rejimi olmak üzere çevre ülkeleri de etkileyecek potansiyele sahiptir.

Türkiye-Azerbaycan-Türkmenistan gibi Türk devletleri başta olmak üzere Irak, Pakistan ve Afganistan’ı da savaşın sonuç ve etkileri üzerinde çözüm arayışlarına yöneltmiştir.

İran’ın enerji kaynakları ve Hürmüz Boğazına hakim oluşu birçok batılı devleti her zaman İran’a dikkat etmeleri gerektiğini hatırlatmıştır. İsrail ve ABD ittifakıyla başlayan saldırılarda başta Türkler olmak üzere komşu ülkeler fazlasıyla etkilenmekte ve İran yönetiminde yeni arayışların sesi duyulmaktadır.

İran’ın içinde bulunduğu savaş sarmalı ve yeni yönetim arayışları ihtimali öncesinde Türk devletleri ve bölge halklarının ortak bir çözümü benimsemeleri, konsensüs sağlamaları; ortak hareket ederek İran’da demokratik ve Türklerin de özgürce katılabileceği, yönetim ve bölgesel istikrarın sağlamasına yardımcı olacak şekilde pozisyonlarını güçlendirmeleri beklenmelidir.