Gönül Bahçesinin Sesleri

Çeksek çizgiyi bu çetrefil yolda

Avunuruz ucundan beklenmez tasa

Herkes başka bir hevesin yükünde

Seçilmez tamam olur beyazla kara

C.A.

*

Milyonla yıl dönmüş, neler görmüş şu küre üstünde insanlar, taş taş üstüne, baş, baş üstüne koymuş,

Yalnız, evler barklar inşa etmekle kalmamış, uzaya çıkmış, gâh medeniyet inşa etmiş gâh onu darmadağın etmiştir.

Gün gelmiş, cihan kâh Cengiz’in kılıcı altında ezilmiş, kâh Osmanlı’nın sevdasını görmüş, akıyla karası iç içe geçmiş, nihayetinde insan, gayretin kudretiyle teknolojiye düşmüş ve Galip ile hiçliğe yâr olmuş:

Reh-i Mevlevi’de Galib bu sıfatla kaldı hayran

Kimi terk-i namü şane, kimi itibare düştü… Diye yanmıştır

*

Biz millet olarak hürriyete, bağımsızlığa düşkünüzdür. Bir de gönül medeniyetine ve sanatına…

Hayat günlük koşturmacalarıyla, yetmezlikleriyle, o “gül endam’ın” albenisi ardınca bizi sürükleyince, gönlümüzü eylemek için başımızı kaldırıp, mehtaba yönelince Yahya Kemal imdadımıza yetişir:

Hülya gibi engin gecelerde

Yıldızlara karşı

Cananla beraber

Allah içecek sıhhati bahşetse

Bu kâfi *

Diye yakarırız…

Veyahut az bir zaman, usanmışçasına, bir köşeye çekilmiş yeşillikler içindeki bahçede, kısa bir ömrü olan, güzel sesli ve endamlı, o kuşu, gönül kuşunu dinler, avunuruz:

O kuşun ömrü bir güzel gecede

Bir güzel beste söylemekle geçer

O kuş en kuytu bahçelerde öter

Hayal içinde yaşar

Hayal içinde ölür