Ahmet Bican Ercilasun, Ziya Gökalp’ı Anlatıyor

Ahmet Bican hoca, Türk Dünyasının gerçek Aksakal’ıdır. Türk Dünyası, medeniyeti, lisanı için yüzlerce esere imza atmış ve seksenini aşmış bu zinde adam, Türk Ocakları Manisa Şubesinin davetlisi olarak geldi ve Ziya Gökalp’ı anlattı:

Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir, Turan!

Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin
Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil
Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın
Bütün zaferlerini kalbimin tanininde
Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil. *Tanin: tınlama- Tebcil: saygı gösterme

Ziya Gökalp Türklüğünü nabzında damarlarında duymaktadır. Kişinin iç dünyasını ve kişilik gelişimini şekillendirenin Jung’ın kuramındaki gibi, ırka ait, atalardan kalan miras olduğunu savunur. (Freud ise bu durumu anılarla, geçmişle ilişkilendirir.)

Efsane edebiyat hocası Mehmet Kaplan, Okulun başında bir yıl boyunca Gökalp’in Türkçülüğün Esasları’nı okutup Kollektif şuurun altını çizer.

Ziya Gökalp’ı yetiştiren etkenler nelerdir. O, 1876 yılında Diyarbakır’da doğar. Diyarbakır tam bir Türk şehridir. Orada, çok yoğun sanat ve kültür ortamı mevcuttur, şair ve yazar Süleyman Nazir, kültür insanı Ali Emiri, Cahit Sıtkı daha pek çok şair yetişmiştir.

O devirler Osmanlının zor zamanlarıdır, Vatan ve Hürriyet için Namık Kemal, Mehmet

Emin Yurdakul gibi şairlerin sesi zor şartlarda da olsa bütün imparatorlukta yankılanmaktadır,

Ben bir Türküm dinim cismim uludur

Sinem, özüm ateş ile doludur

İnsan olan vatanının kuludur

Dedesi Sıdkı Efendi devlet adamı ve şairdir. Babası Mehmet Tevfik, bürokrat, ilmi derecesi yüksek, ahlaklı bir kimsedir, oğlu Ziya’ya Namık Kemal’in hürriyet Kasidesini okumaktadır:

Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten *Esbab- sebep, *Azimet-ulu iş

İmparatorlukta bir öze dönüş mevcuttur, Gökalp, Diyarbakır’da Reşidüddin’in Türklerin kökenlerini anlatan Camiüt Tevarih’ini, Hüsnü Paşanın Âlem Tarihini ve devlet adamı, yazar, ilmi Türkçü Ahmet Vefik Paşa’yı okumuştur.

İstanbul’a gitmek istemektedir, fakat izin almamaktadır. Asker olan kardeşi Nihat, Erzurum’da askeri okuldadır onu geçirmek bahanesiyle Erzurum gidip oradan İstanbul’a geçer ve Baytar Mektebine yazılır.

O devirde, bütün münevverler hangi görüşten olursa olsun, istibdattan dolayı Abdülhamid’e muhaliftirler. Sakıncalı sayılan Fransızca kitap bulundurmaktan tutuklanıp, dokuz ay Taşkışla’da hapis yatar ve sonrasında Diyarbakır’â döner.

İttihat ve Terakkinin merkezi Selanik’tedir, 1908 İhtilalinden sonra, oraya kongreye gider ve çok ilgi ve dikkat çeker. Lisede göreve başlar ve ülkede ilk defa sosyoloji dersini okutur. Ali Caniple tanışır, Ömer Seyfettin’le birlikte üçü "Yeni Lisan" hareketiyle Türk edebiyatında Milli Edebiyat dönemini başlatır ve Genç kalemler dergisini çıkarırlar. İttihat ve Terakki’nin Merkez Yönetim Kuruluna girer. Milletvekili seçilir ve İstanbul’a taşınır.

İstanbul’da Üniversitede dersler verir, Teklif edilen Milli eğitim bakanlığını reddeder. Türk Ocağının kurucuları arasında yer alır. Türk Yurdu başta olmak üzere çeşitli dergilerde yazılar yazar kitaplar çıkarır. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak- Türk Medeniyeti Tarihi- Türkçülüğün Esasları‘nı yazdığı gibi, Altın Işık- Kızıl Elma gibi halk kültür eserleri de vardır:

Çocuktum, ufacıktım, Top oynadım, acıktım. Buldum yerde bir erik, Kaptı bir Ala Geyik.

Geyik kaçtı ormana, Bindim bir akdoğana. Doğan, yolu şaşırdı, Kaf Dağından aşırdı.

Dünya savaşının kaybedilmesinden sonra 1919 görevlerinden alınır, tutuklanır, Ermeni olayları ile yargılanır ve Malta’ya sürgün edilir. İki yıl sonra Diyarbakır’a döner ve Küçük Mecmua’yı 33 sayı çıkarır. Bu derginin yazıları İstanbul ve Anadolu’da yayınlanır. Cumhuriyet kurulduğunda Kitap basım komisyon Müdürlüğü yapar Atatürk onun fikirlerinden yararlanır. 1924 yılında vefat eder.

Ziya Gökalp, Türk Kültür ve Fikir hayatında hizmetleri olan mühim bir şahsiyettir. Milletin özüne ve değerlerine sahip çıkıldığında, mazide nice başarılara imza atıldığı gibi gelecekte de, benliğimiz ve Türklüğün, her zaman yenilemiş şekilde, zamana uyumlu-muasır olarak yaşayacaktır…