Değerli Hemşerim Sayın HİKMET arık Bey, 01 Haziran 2019 günü Tarsusi Sitesinde bugünü kadar bilmediğim ve duymadığım bir konuya açıklık getirmiştir. Bu yazıyı noktasına ve virgülüne dokunmadan aynen aktarıyorum.

       “  Neden Türk hekimleri, hastalarını iyileştirdikten sonra “taburcu” ederler, “ Evine gitsin veya Evci” gibi kelimeleri kullanmazlar, hiç aklınıza geldi mi? Taburcu kelimesinin çok hüzünlü bir hikayesi vardır aslında. Bakın anlatayım dilim döndüğünce.  Özellikle Birinci Dünya ve Çanakkale Savaşı sırasında ülkenin Tıp eğitimi veren tek kurumu “ Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane”,  hocalarını ve talebelerini cepheye yolluyor, eğitime ara vermek zorunda kalıyor ve bina ise hastaneye dönüştürülüyor. Sadece cephede savaşmakla kalmıyor, savaş olmadığında ya da geride kalan kıdemsiz tıbbiyeliler, direnişte bizzat çalışıyorlardı. Ülkede herkes askerdir, eli silah tutan tüm erkekler savaştadır. Gerçek kurumsal düzeyde tek hastane vardır, ülkenin her yanındaki cephelerde tüm hekimler subaydır, askerdir. 

       Yaralılar iyileştirilir, komutan hastalarını, askerlerini dolaşır. Hastanede, revirde, çadırda, cephede, savaşta tabip subaylar iyileşenleri tekrar silah tutabilenleri savaşa, taburlarına yollar. “ taburcu”  ederler. Başka hiçbir milletin, ülkenin hastanesinde, hastalar iyileştiklerinde “Taburuna yollanmaz, taburcu “ edilmez. Bazı değerleri yaşamının içine böylesine sindirilmiş başka bir millet yoktur. Başkalarını bilmem ama taburcu ettiğim her hastada göğsümün ağlamaklı kabarması bundandır. Ordusunu, askerini, bağımsızlık mücadelesini, Gazi Mustafa Kemal’ini, silah arkadaşlarını, tüm aziz şehitlerini, yaşamına böyle sindiren başka bir millet yoktur.  Bazı olguların farkında olmak da her zaman, sonsuza kadar bizimle yaşayacaklardır.”

       Çanakkale’de mahşer günü yaşanırken bir gün Sargı yeri seyyar hastanesine yaralı askerler    getirilir, tabip subay günlerden beri uyumamıştır, gece gündüz ameliyat yapılmaktadır. Bu esnada yaralı bir grup asker getirilir, tabip bir de bakar ki yaralı askerlerin arasında oğlunun da bulunduğunu görür ama daha acil ameliyat edilmesi gereken askerler vardı. Önce acil askerleri tedavi etmeye başlar ve kendi oğlunu en sona bırakır, sıra oğluna gelince bakmıştır ki oğlu son nefesini vermiş, şehit olmuştur.  Seyyar hastanede morfin kalmamıştır, ameliyat esnasında acıya karşı dayanabilmesi için askerlerin ağzına keçe koyulmaktadır.  Mehmet, uyuşturulmadan ameliyat edilirken ağzına koyulan keçeyi o kadar kuvvetle ısırmıştır ki üç adet dişi keçe ile birlikte ağzından çıkarılmıştır. Üzerinde üç diş olan keçeyi bir fotoğrafta görmüştüm. Bu demektir ki bu vatan Çanakkale’de Mehmetçiklerin dişi ve tırnağı ile kazanılmıştır.

       İstiklal Harbimiz esnasında Adana- Pozantı’daki Milli Kuvvetlerimizin yaralılarını ve hastaların ihtiyacı olan ilaç, pamuk ve tıbbi malzeme ihtiyacını Adana’da tek Türk eczacı olan Gülekzade Hacı Mustafa Efendi gizlice karşılamaktadır. Mustafa Efendi, ünlü politikacı Kasım GÜLEK’in babasıdır. Kurtuluş savaşımızda üç yıl boyunca Birinci Orduda Sakallı Nurettin Paşa’nın emrinde gönüllü hemşirelik yapan rahmetli üvey annem Fatma Naciye EMEN Hanım, cephe gerisinde günlerce uyumadıklarını, yaralı askerler için sargı bezi bile bulamadıklarını, siperlerde bir yandan askere teneke ile su ve yemek yerine kavurga( kavrulmuş tüm buğday)  dağıttıklarını,  bir yandan da yaralıları cephe gerisindeki seyyar askeri hastanelere taşıdıklarını anlatırdı. Milletimizin azmi ve iradesi sayesinde ve imkansızlıklar içerisinde  bu düşman işgalinden  vatan kurtarılmıştır. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.