Bir topluluğun millet olması çok uzun yüzyıllar alır, tabi ki onların yaşadığı acı tatlı olaylar, gerçekleştirdiği başarılar, herkesi birbirine lehimler. Anadolu’nun yurt edinilmesi yüzlerce yıl süren bir çaba ve hedef birlikteliğiyle olmuştur. Fakat kesin olarak yurt olduğu, on birinci asır daha bir önem arz eder ve şartlar olgunlaştığında ancak mühim olaylar gerçekleşir. 

     “Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilmesi ve Türkiye diye bir ülke haline gelmesi, Avrupalılara her zaman, kavranamayacak, kabul edilemeyecek ve biraz da hazmedilemeyecek bir durum olarak gözükmüştür. Batılılar böyle bir yargıya varırken, on birinci yüzyılın ortalarındaki Anadolu’yu, bazı ayrıntıların dışında, gene son derece gelişmiş, çok üstün bir uygarlık düzeyinde ve Roma İmparatorluğu çağlarında olduğu gibi Helenleşmiş bir ülke olarak yorumlamakla işe başlarlar. Oysa, bu Antik Çağlar için bile fazla yalınlaştırılmış bir yorum olacaktır.” *C. Cahen .79

     Milletin yaşayışı, refahı, dünya saadetleri içinde mühim bir yere sahiptir. Hayatın devamında temel ihtiyaçların rahat bir şekilde karşılanması huzurun kaynağıdır. Vatanında yaşayanlara sahip çıkıp onları kollayıp ve gözetirsen, onların da devlete olan bağlılıkları artar.

     “Anadolu’da, büyük toprak sahiplerinin, yavaş yavaş bu sınır bölgeleri halklarının topraklarını ele geçirmesiyle küçük köylü-askerin toprağı kalmamış ve onlar da ülkenin savunmasına karşı ilgi duymaz olmuşlardır. Hattâ bir bölümü karşı tarafa geçmiştir. Hiç değilse Bizanslılarda, sınır bölgelerindeki bu güçler, on birinci yüzyılda, büyük toprak sahiplerinin derledikleri özel güçlerden öteye geçmiyordu.”*

     Bir milletin ve devletin bugünkü tabirle evrensel ülküleri olmalıdır, onlar kendi içinde yaşayanları diri tuttuğu gibi, dışarıda ve başka milletlerde de genelde bu değerlere ve savunucularına karşı muhabbet ve saygı oluşması mümkündür.

     “Bizanslılar, Arapları olduğu gibi Türkleri tam anlamıyla düşman gözüyle görmüyorlardı. Türkleri uzun süreden beri tanıyorlardı, onları ordularında kullanmışlar, kendi halklarıyla kaynaşmışlardı. Anadolu’daki Türkler Müslümandı fakat Müslümanlık onlar için henüz büyük bir önem taşımıyordu ve onları Müslümanlığı, yeni, ilkel, camileri, bilginleri ve Arapçası olmayan bir Müslümanlıktı. Bizans’ın pek çok halkları sindirmiş olduğu gibi, zamanla Türkler de sindirileceklerdi. Çok değerli olmakla beraber, bir süre için, Orta Anadolu’nun gözden çıkarılması, gelir kaynakları limanlar hâlâ ellerinde olduğu sürece Bizans için büyük bir önem taşımıyordu.” *

     Bazen ülke içinde veya dışında insani değerlere olan saygı ve hoşgörü ve yaşayış biçimi umum ismiyle düzen, inançları tamamlamakla birlikte bazen onların önüne geçip insanların huzuruna sebep olursa, takdir ve kabul edilebilirdi.

     Dini konuların takdiminde, “Müslümanlık önceleri, Roma geleneklerinin dışında kalmış, olan Avrupalılara Hıristiyanlığın ya da başka ülkelere çeşitli dinlerin sunuluşunda olduğundan çok daha büyük bir kesinlikle, yalnız bir dogma, bir ibadet şekli, özel yaşamda izlenecek bir yol olarak değil de, daha üstün bir siyasi düzen biçimi olarak sunulmuştur. “  “C Cahen *

     Kalıcı olan fetihler ve istilalar tarihi, iç içe geçen birbirini tamamlayan bir çok etkenin birlikteliğiyle gerçekleşir.

*-C. Cahen Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler E Yayınl. İst. 1979

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.