İnsan çaresiz kalınca kelimelerden medet umuyor!

Düşüncelerimi, azgın, boz bulanık sulara atmak için can atıyorum! Ama nafile. Ben neredeysem düşüncelerim, isyanlarım da benimle.

Ne kadar çığlık atsam da sesimi duyuramayacağımdan korkup hıncımı kalemden, , satırlardan almayı deniyorum!

Yaşanılan hayatı anlamanın en kolay yolu yaşanan hayatı anlamaktan geçiyor. Bu düşünceyi benimseyenlerin ortak görüşü yaşadıkları süreçte meydana gelen olayların değerlendirmesini sağlıklı yapmış olmaları olsa gerek.

Günümüz dünya sisteminde yaşanan siyasal ve toplumsal olayların pek çoğunun arka planında Osmanlı son döneminde görülen siyasal ve toplumsal olayların olduğu görülüyor.

 Ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel hareketlerde günümüzde karşımıza çıkan olay ve düşüncelerin Osmanlı son döneminde tohumlarının atılmış olduğunu görmek şaşırtıcı değildir.

Siyasi partiler, ideolojiler, cemaat, tarikat yapılanmaları, ekonomik ve siyasi sistemi merak edenler yüz elli yıl öncesinden başlamak durumundalar. Zira son dönemde orijinal bir düşüncenin ortaya çıktığını söylemek güç.

Günümüzün ulusal ve uluslararası sorunlarının alt yapısı tarihi derinliklerde aramalı ve tarihe bakış açımızı bu minval üzerine oturtmalıyız. 

Günübirlik hareketlerin referans kaynağı oluşturmayacağı gerçeğinden hareketle ulusal doku ve uluslararası reel politik gerçekleri kavramak yine de Osmanlı son dönemini iyi tahlil etmekten geçiyor.

Toplumun belleğini oluşturan bilinç ve bilinçaltı refleksler yaşanan ve geçmişten getirilenler olmak üzere devam ede gelen bir sürecin ürünüdürler. Bu sürecin kaybolması ve toplumun reflekslerini kaybetmesi durumunda sıkıntıların hat safhaya varması içten değildir. Öyle ki, zaman zaman ortaya çıkan ve tarihi süreç içerisinde kendisinden sıkça söz ettiren kırılmalar bu sürecin, hafıza kaybının yaşandığını göstermektedir. Günümüzde yaşanan ve yaklaşık iki asra yayılabilecek hafıza kaybımızın bir sonucudur ki halen yaşamakta olduğumuz sıkıntılar olarak karşımızda durmaktadır.

Gazeteler, kanaat önderleri, akademisyenler, radyo- TV’ler ve bazen de izan sahibi çevrelerin ortaya koymaya çalıştığı cılız ve sessiz tepkiler hafıza kaybımızı geri getirmeye yetmemektedir. Üstelik söz konusu cılız sesli çevreler yine millet kültürünü, kimlik ve kişilik değerlerini temsil eden çevreler tarafından marjinal olarak dışlanabilmekte “ötekileştirilerek” insanımızın hafıza kaybı katmerleşebilmektedir. Katmerleşerek gelen ve hafıza kaybına uğramış insanların reflekslerini harekete geçirmek çoğu zaman on yıllarla ifade edilebilecek bir zamanda mümkün olabilmektedir. Bu sürecin en kısa ve en emin yolu eğitim sistemini reformize etmektir. Türk Milli Eğitim sistemi yeniden ve kararlı bir şekilde gözden geçirilmeden hafıza kaybından kurtulmak zor görünmektedir. Eğitim, din, kültür, gençlik ve dış politika merkez dışı güçlere bırakılmayacak kadar nazik ve milli bir meseledir.

Dumura uğramaya yüz tutmuş milli hafızamızı geri getirmenin yollarını arama zamanı hangi yıla hangi millete, hangi nesle ve hangi coğrafyaya düşer zaman gösterecek?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.