Tarsus’un Evci köyünden olan Kut-ül Amare  Gazisi Ali YÜRÜK, 1914 yılında seferberlik ilan edilince askere alınır, 1915 yılında Van Bölgesinde Ermenileri püskürtme harekatına katılır, müteakiben Güney’e inerler ve Dicle Irmağı üzerinde kırkar kişinin bindiği basit tahta sallarla kırk gün ve kırk gece yolculuk yaparak Basra Bölgesine ulaşırlar ve karaya çıkarlar. Selman-ı Pak savaşına katılarak yararlılık gösterir.

       Daha sonra Halil Paşa’nın komutasında olan altıncı Orduya iltihak eder, Ali İhsan SABİS Paşa’nın emrindeki Kolorduya verilir.  Çanakkale savaşından sonra İngilizleri ikinci defa yenilgiye uğrattığımız kut-ül  Amare savaşında üç yerinden yaralanır, yaralanmasına rağmen savaşmaya devam eder ve Ali ihsan SABİS Paşa tarafından madalya ile taltif edilir.  Kul-ül Amare zaferi ile koca İngiliz Ordusu Halil Paşa emrindeki Altıncı Orduya teslim olur, on üç bin asker, dört yüz seksen bir subay teslim alınır. 

       Osmanlı Ordusunun 30 Ekim 1918 tarihinde silahlarını bırakarak teslim olmasından sonra binlerce Türk askeri İngiliz gemilerine bindirilerek Hindistan’ın Bombay şehrine götürülürler. Bombay şehrinde toplanan Türk esirleri gemilerle Hint Okyanusu yoluyla Umman, Yemen, Hicaz üzerinden Mısır’ın Port said Limanına getiriler.  Ali YÜRÜK ve diğer Türk esirler on beş gün bu limanda bekletildikten sonra yine gemilerle Akdeniz üzerinden İstanbul’a getirilerek Selimiye kışlasına yerleştirilirler.  Türk askerleri iki yıl müddetle İstanbul’da esaret hayatı yaşarlar. 

       İngilizler, Ali YÜRÜK ve arkadaşlarını tekrar gemiye bindirerek mersin’in Taşucu sahiline getiriler ve esirleri serbest bırakırlar. O günlerde Çukurova Bölgesi Fransız Ordusunun işgali altındadır. Fransız askerleri Evci Köyünü işgal edince Ali YÜRÜK’ün annesi, kardeşi ve karısı Evci Köyünden Mersin’in Toros dağlarındaki Gözne yaylasına kaçmışlar ve bir çadırda yaşamaktadırlar. Ağabeyi Ali’nin esaretten serbest bırakıldığını haber alan küçük erkek kardeşi Gözne yaylasından yola çıkarak on beş km. at sırtında giderek ağabeyini bulur ve at sırtında ikisi birden Gözne yaylasına dönerler. Ali YÜRÜK, Kut-ül Amare Savaşında kullandığı süngü, kaması ve Ali İhsan Paşa’nın göğsüne taktığı madalyasını yanında getirir. Halen bu emanetler, torunu tarafından muhafaza edilmektedir. 

       Ali YÜRÜK’ün eşi, küçük kardeşi Birinci Dünya savaşında şehit olup, köyüne gri dönemeyince aklını yitirdiğinden kocası Ali’yi tanımaz. Ali YÜRÜK, çok uğraşmasına rağmen eşinin sağlığını düzeltemez, sekiz ay sonra da eşinin teyzesinin kızı olan bir çocuklu dul akrabası ile yeniden evlenir. Bu ikinci evliliğinden dördü erkek ve biri kız olmak üzere beş çocuğu dünyaya gelir.  İlk eşi 1964, Gazi Ali YÜRÜK 1974, ikinci eşi ise 1975 yılında vefat ederler ve Evci Köyünde toprağa verilirler. 

       Bu hatıralar, Ali YÜRÜK’ün oğlu Hüseyin YÜRÜK tarafından kayda alınmıştır, aynı adı taşıyan torunu Ali YÜRÜK İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olup bir internet sitesinde yazılar yayınlamaktadır,  diğer torunu Yusuf YÜRÜK ise Tarsus Lisesi’nden sınıf  arkadaşımdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.