FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü, beynelmilel Siyonizm’in uşağı FETÖ’nün 1970’lerden bu yana başta mevcut iktidar olmak üzere her iktidar ve darbe döneminde kabul, imtiyaz ve destek gördüğü; korunup kollandığı, devletin ve toplumun kılcal damarlarına kadar nüfuz ettiği gerçeğini bütün çıplaklığıyla ortaya serdi.

Kırk yılı aşkın süredir “cemaat”, “hizmet”, “himmet” ve “eğitim” maskeleriyle milleti maddi ve manevi istismar eden, bukalemun gibi her renge bürünüp devlet kurumlarına yılan gibi çöreklenen FETÖ’nün 7 Şubat 2012 MİT ve 17-25 Aralık 2013 yargı-emniyet operasyonlarıyla maskesi düştü ve hain yüzü göründü. Mezkûr FETÖ operasyonlarından sonra devletin ve milletin bekasını tehdit eden bu ihanet şebekesi, taşeron terör örgütü; 30 Ekim 2014 tarihindeki MGK toplantısında “Legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar” adıyla Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne alındı. Bu tarih itibarıyla devletin FETÖ ile mücadelesi başlamış oldu.

FETÖ’nün yargı-emniyet operasyonlarından sonra başlayan ve 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüne kadar devam eden bu süreçteki mücadelede, Cumhurbaşkanı ne yazık ki yalnız bırakıldı. Birçok gafil siyasetçi ve bürokrat, bu mücadelenin içinde olmadıkları gibi bu terör örgütüne destek vermeyi de sürdürdü. Darbe teşebbüsünden sonra da bu mücadelenin istenilen başarıya ulaştırıldığını söylemek mümkün değildir. Temizle temizle, bitmek tükenmek bilmeyen bu FETÖ mikrobunun kesif bir şekilde sızıp nüfuz ettiği yargıdan ve emniyetten büyük ölçüde temizlendiği söylenebilir; ancak aynı ölçüdeki temizlik TSK’de yapılamamıştır maalesef. Bugüne kadar yıllarca askeri liselere ve harp okullarına giriş imtihan sorularının FETÖ tarafından çalındığı düşünülürse, TSK’den 15 bin haşhaşinin ihraç edilmesinin devede kulak kaldığı aşikârdır. Kısa bir zaman diliminde bu hain örgütün TSK’den kökünün kazınmasının zorluğu açıktır; ama bu tasfiye mutlaka yapılmalıdır.

Devletin üç kurumunda durum böyleyken, diğer devlet kurumlarında ise durum daha da vahimdir. FETÖ temizliğinin bu üç kurum dışındaki diğer kurumlarda aynı oranda yapılması şöyle dursun, hemen hemen hiçbir temizlik yapılmadı bile denilebilir. Kamudan toplam 125 bin FETÖ’cü ihraç edilse de devlette ve toplumda sızılmadık yer, sürülmedik tarla bırakmayan FETÖ’nün tasfiye edildiğinin söylenmesi doğru olmaz. Siyasi iktidara ve muhalefete, siyasi partilere, medyaya, üniversitelere, belediyelere, sivil toplum kuruluşlarına FETÖ mankurtlarının sızmadığı düşünülebilir mi? Peki, bu kurumlardan gerekli tasfiyeler oldu mu? Tabii ki hayır. Hele hele bir de “FETÖ borsası”, “FETÖ’cü damatlar”, “imtiyazlı holdingler ve işadamları” gibi şaibeler ortadayken; devletin ve milletin varlığı için hayati önem taşıyan bu mücadelenin olması gerektiği şekilde gerçekleştirildiğinden bahsedilebilir mi?

FETÖ’nün üst düzey yöneticileri, yani tuzu kuru olanları; darbe girişimi sonrası can havliyle soluğu yurt dışında aldılar.  Dünyanın dört bir yanına dağılan ve lüks içinde yaşayan bu vatansız hainler, o günden bugüne gerek lobi faaliyetleriyle gerekse sosyal medya algılarıyla bazen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsı üzerinden bazen de doğrudan Türkiye aleyhtarlığına soyundular. Bu alçaklar, Pensilvanya’daki şarlatan, sapık FETÖ elebaşının sufleleriyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diktatör olduğu; Türkiye’de Demokrasi’nin, can ve mal emniyetinin, basın hürriyetinin olmadığı iftiralarıyla algı operasyonları gerçekleştirip uşaklıklarına ve ihanetlerine devam ediyorlar. 

Ülkedeki ayak takımı ise, karakteristik özelliklerinin icabı bukalemunluklarını yapıp kripto FETÖ’cü olarak devletin her kademesinde, toplumun her kesiminde varlığını ve ihanetini sürdürmeye çalışıyor. Hedefe ulaşmak için her yolu meşru sayan, hiçbir ahlak kuralını önemsemeyen, kılıktan kılığa giren, şeytana pabucunu ters giydiren bu Makyevelistler ve esfel-i safilinler; Pensilvanya’daki şarlatanın ütopyalarıyla hayalperestlik yaparak umutsuzca teselli arıyorlar.

Milleti vicdansızca kurşunlayan ve bombalayan eli kanlı FETÖ ile mücadele asla savsaklanmamalıdır. Yurt dışına firar edip Türkiye aleyhine çalışanlar, hukuk içinde etkisiz hâle getirilip bu ihanetleri durdurulmalıdır. Ülke içindeki kripto FETÖ’cüler de deşifre edilip gerekli yasal işlemeler yapılmalıdır. Deşifre çalışmalarında TSK’de uygulanan “Fetömetre”den mutlaka yararlanılmalıdır.  FETÖ’nün kökü kazınıncaya kadar bu mücadele ciddiyetiyle sürdürülmelidir. FETÖ ile mücadelede, Anayasa’nın 278. Maddesi’ndeki sorumluluklar herkesçe yerine getirilmelidir.

Eyvallah!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.