1942 Yılında Dışişleri bakanlığında göreve başlayan Feridun Cemal Erkin, geçici bir görevle Arap ülkelerine gönderilir. O dönemde daha bağımsızlığına kavuşmamış olan Ürdün’e uğrayan Erkin, Şeriha nehrinin karşı yakasında kurulmuş bir çadırda Ürdün Emir’i Abdullah’ın konuğu olur. Şerif Hüseyin’in beş oğlundan biri olan Abdullah, İstanbul’da büyümüş, okumuş ve Şuray-ı Devlet’te üyelik yapmıştı, dolayısıyla Türkçeyi çok iyi derecede konuşuyordu.   Feridun Cemal Erkin’in Ürdün’e geldiğini öğrenince kendisiyle görüşmek istemişti. Türk konuğu ile baş başa yemek yiyen Ürdün Emir’i Abdullah, adeta O’na içini dökmüş ve babası Şerif Hüseyin’le ilgili şu ibret verici anıyı anlatmıştır:

       “ Müttefikler, daha doğrusu İngilizler, babamı, Osmanlı İdaresine isyan edip, imparatorluğun düşmanlarıyla işbirliği yapması karşılığında kendisini Hicaz Krallığına getirmek vaatlerini tuttular, babam gerçi Hicaz Kralı oldu fakat bir süre sonra Vahhabiler kendisini düşürdüler. Kral Suud O’nun yerine geçti, babam İngilizlerin himayesi altında Kıbrıs’a yerleşti. Orada hastalandı, kendisini Amman’a aldım, uzun süre hasta yattı, çok ıstırap çekti. Günün birinde ikindi vakti, sarayın bandosu öteden beri adet olduğu üzere bahçede konser veriyordu. Hava sıcak, pencereler açıktı. Bir ara bando, hepimizin bildiği İzmir Marşı’nı çalmaya başladı. Babamın birçok eski hatıralarını hafızasında canlandırmasını önlemek için pencereyi yavaşça kapadım. Babam seslendi:

       “ Evlat, neden o pencereyi kapatıyorsun? İzmir Marşı’nın bana eski günlerimi hatırlatmaması için değil mi? Ben velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum, günahım büyüktür, kral olabileceğimi sandım. Tanrı beni sürgünlüğe düşürdü, hasta oldum, buraya sığındım. Bırak, pencereyi aç, şu marşı dinleyeyim, duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması ile büsbütün ağırlaşsın ta ki Cenab-ı Hak bu günahkar kulunu dünyada affederek, ahrette hesap gününde daha büyük cezadan korusun.” dedi.

       Oğlu Abdullah’ın Ürdün’deki sarayında pişmanlık ve vicdan azabı içinde ölen Kral Hüseyin’in büyük oğlu Irak kralı Faysal, sebebi bilinmeyen bir biçimde zehirlenerek ölmüş, O’nun oğlu bir gezintiden dönerken yolda arabasının garip bir biçimde bir ağaca çarpması sonunda can vermiş, torunu Irak’ın genç kralı 2. Faysal 1958 yılında yapılan bir askeri darbede amcası Emir Abdullah ve Başbakanı Nuri Said Paşa  ve tüm ailesi ile birlikte parçalanarak öldürülmüştür. Ürdün kralı Abdullah ise Kudüs’te Mescid-i Aksa merdiveninde bir Arap tarafından hançerlenerek öldürülmüştür. Kral Abdullah’tan sonra yerine geçen oğlu Tallal aklını oynatmış ve tedavisi için getirildiği İstanbul’da bir hastanede 18 yıl sonra acılar içinde çırpınarak son nefesini vermiştir.

       Tüm bu yaşananların özeti şudur:

    “ Her kim ki gönlüne Türk’ün dokuna,

      Dokunur sinesi Allah’ın okuna.”

“ Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.”

 KAYNAK: Feridun Cemal Erkin- Dışişlerinde 34 Yıl.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.