Çukurova bölgesinde tutunamayacaklarını anlayan Fransızlar, Ankara Hükümeti ile anlaşmak için Franklin BOUİLLON’u Ankara’ya göndererek uzun görüşmelerden sonra 20 Ekim 1921tarihinde Ankara Anlaşması imzalanmış ve Fransızlar Çukurova’yı boşaltma kararını vermişlerdi. Fransızlar, Ermenilerin Çukurova’dan ayrılmalarını istemiyordu çünkü Ermenilerin kendileri için köprübaşı, Türkler için ise çıbanbaşı olmalarını arzu ediyorlardı, bu sebeple Ermeniler için genel af çıkarılmasını anlaşma maddelerine yazmışlardı.  Anlaşma haberi yayılınca Ermeniler ve diğer azınlıklar korkuya kapıldılar, Mersin’den gemilerle ve Adana’dan trenlerle Şam, Halep ve Beyrut’a kaçtılar. Sadece Adana’dan 50 bin Ermeni Suriye’ye göç etmiştir. 

       Franklin BOUİLLON, Mersin’e gelerek Ermenilerle toplantı yapar ve af çıkacağını, kendilerine dokunulmayacağını ve Türkiye’yi terk etmemelerini söyleyince bir Ermeni vatandaşımız söz alarak şunları söyler: “ Teşekkür ederiz, bizim için iyilik yapmak istiyorsanız artık bizi himaye etmeyiniz. Eğer siz ve sizin Adana’ya gönderdiğiniz Generalleriniz ve memurlarınız bu şekilde anlatmış olsalar ve bu ümidi vermeselerdi, bizi bir takım tatlı emeller arkasında koşturacak teşvik edici sözler söylemeselerdi, biz de Türkler karşısında alnı açık gezecek ve hakiki vatanımıza geldiğimiz zaman ta asırlardan beri olduğu gibi yine yan yana ve kardeş gibi yaşayacaktık ve geçinmeye çalışacaktık.  Fakat heyhat geçti. Biz Türk vatandaşlarımızın mukaddesatına tecavüz ettik ve evlerini yaktık ve insani olmayan fenalıklar yapıldı. Maalesef bu hakikattir. Biz de insanız. Onların yüzüne ne surette bakacağız, bakacak yüzümüz kalmamıştır. Bize iyilik yapmak istiyor musunuz? Bizi serbest bırakınız, biz mazinin acılarını, cezasını affettirmek için ağlayalım.” 

       Ermenistan Başbakanı Hovannes KATCHAZUNİ, 1923 yılında düzenlediği bir konferansta şu itirafta bulunmuştur: “  Kafamızı duman sarmıştı, kendi arzularımızı başkalarına bağlamıştık, sorumlu kişilerin içeriksiz sözlerine büyük önem vermiştik, hipnoz altındaymışız gibi gerçekleri anlamadık ve arzulara teslim olduk. Aynı şekilde Türklere karşı düşmanca davranışımız olmasaydı, sürgünün niteliği ve boyutunun aynı olacağını da kimse söyleyemedi. Rusların gayesi, her neye mal olursa olsun Türkiye Ermenilerini kurtarmak değildi ve hiçbir zaman da öyle olmamıştır. Biz onlara kendi arzumuzla hizmet ettik, sürüklendik, gerçekte ise onların gayelerine çalışmış olduk.” 

       Komşumuz Danyal  AKYILMAZ ağabey, 1960 yılında yaz tatilinde Beyrut’u ziyarete gidince bir akşam sinema salonunda  Tarsus’tan göç etmiş bir Ermeni hemşerimiz ile tanışır. Eski bir vatandaşımız olan Ermeni kendisini evine davet eder, Danyal ağabey eve girince şaşırır çünkü evin başköşesinde Türk Bayrağı ile Atatürk’ün fotoğrafı ve Türkiye haritası asılmıştır. Hemşerimiz Ermeni, Danyal ağabeye şunları söyler: “ Türk komşularımızdan hiçbir kötülük görmedik, aksine onlardan gördüğümüz ilgi ve iyiliği burada Araplardan bile görmedik. Aradan 40 sene geçtiği halde Beyrut’a alışamadık, Türkiye’yi ve Türk komşularımızı unutmadık. Ekmeğini, suyunu, sevgisini bizlerle paylaşan, din ve milliyet ayırımı yapmadan bizleri bağrına basan komşularımıza ihanet eden komitacılar yüzünden vatanımızı terk etmek zorunda kaldık. Utancımızdan bir daha memleketimize gidemedik, bizleri burada unutmayınız.”  Danyal ağabey vedalaşırken Ermeni karı- koca boynuna sarılırlar, birlikte ağlaşırlar, Türkiye gibi vatan, Türkler gibi dost bulamamışlardır.

       1960 ve 1970’li yıllarda şehrimize gelen Lübnan plakalı otomobilleri durduran babam, Lübnanlı Ermeni gençlerle Türkçe ve Arapça konuşurdu, çocukluk ve gençlik arkadaşı olan, aynı mahallede birlikte büyüyen Ermeni tanıdıklarına selam ve hediye gönderirdi. Ermeni gençler, babalarının vicdan azabı ve vatan hasreti çektiklerini itiraf ederlerdi.  Gafiller, tarihten ders almalıdırlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.