Günümüz aydını kendini ve halkını yok eden bir dinamit haline gelmiş... 

İnsanlar iki arada bir derede kalmış... Ümmi olmak, üniversite eğitimi almış ancak “anlamaz”, kalın kafalı olmaktan daha evla görünüyor.

“Okumuş aydın” tabiri üniversite eğitimi almış, üç beş kitap okuyup insanlara tepeden bakan insan tipi haline gelmiş.

Osmanlıdan tevarüs eden halkı tepeden bakan aydın tiplemesinde ideoloji, inanç ayrımı yok. Osmanlıdan itibaren aydın sırtını devlete yaslamış devletin destek ve imkanlarıyla içinden çıktığı millete ihanet eden ve değerlerine saldıran Batıcılaşmacı bir pozisyon almıştır.

Aydın, vicdanını, namusunu milletinden alan olmalı değil midir?  Hangi namus? 

Aydının namusu Tanzimat’tan beri batının elinde ucuz kaldırımları çiğnemeye devam ediyor... 

Bukalemun, şakşakçı, ucuz cesaretli, sırnaşık, para ve makam sevdalısı, el etek öpücü... Otoriteye tapan ancak otoriter bakışlı, seçkinci, daha çok sonradan liberalleşen insanın diğer adı aydın! Çıktığı kabuğu beğenmeyen, yemek yediği tası pisleyen, ikide bir ülkesine, vatanına, devletine dil uzatan batının zihinleri sömürgeleştirilmiş ajanları…

Batı, Tanzimat sonrası Osmanlıda görmek istediği yönetim ve sosyo-ekonomik hayatı, yaşam modelini önce aydınlarla dayattı. Adınlar Batı tarafından yönlendirildi ya da Batılı eğitim politikalarına iman ettiler.  Batı ve onun değerlerine! 

Her ne kadar Osmanlı’da Tanzimat’la Batıcılaşma hedeflendiyse de bunun tam manasıyla hayat bulması Cumhuriyetle mümkün oldu. Batının görmek istediği modern Türkiye Batı’ya karşı her ne kadar savaş vermişse de Batı için amaçlanan hedeflere ulaşılmış oldu! 

Cumhuriyetin siyaset, ekonomi, sanat ve eğitim modeli Batının Tanzimat sonrası Türk dünyasında; Osmanlı’da görmek gerçekleştirmek istediği modeldi. Böylece Mondros ve Sevr’le yapamadıklarını savaşa ve kapışmaya gerek kalmadan Türk dünyasının kalbinde gerçekleştirmek için her yola başvurdular. Başarılı olmadıklarını söylemek mümkün mü?

Batının yönetim, yaşam ve ideolojik anlamda uygulama alanı öncelikle okullar, elçilikler ve ülkesine gelen öğrenciler oldu. Bunun en güzel örneği Osmanlıdan, Türk-İslam dünyandan Batıya giden öğrenciler ve Osmanlı sınırlarında mevcut olan misyoner okullarında uygulanan eğitimle birlikte devlet eliyle uygulanan Batı eğitim modeli ve müfredatlarıdır!  

Batıcı eğitim modelinden sonra başlayan süreçte yönetim ve düşünce modelinin uygulanması içten bile olmayacaktır. Bu nedenle Cumhuriyetin siyasi ve sosyo ekonomik uygulamaları Osmanlıdan devralınan sürecin daha jakobenist ve daha merkezci uygulamalarıdır denilebilir…

Batının değer yargılarını, argümanlarını, yönetim ve ekonomik modeline öykünerek yetişen insanların kıblesinin yeniden “batıya dönmek” olacağını söylemek abes olmayacaktır. Bizim aydınımız da her halükârda batıya dönmeyi ve Batısız hareket etmeyi yanlış görmüş ve ülkesinin Batı karşıtı durumlarda kendi pozisyonu hiçbir zaman değiştirmemiştir. II. Abdülhamit’ten bu yana ülkemizin içinde, hatta derinlerinde yaşadığı kırılma ve savrulmaların teme nedeni budur! Son dönemde ülkenin gelişme ve serpilme eğilimi gösterdiği demokratik, ekonomik ve siyasi hayatına karşın Batıcı aydının duruşu değişmemiş ve referans olarak Batıyı göstermeye devam etmiş ve etmektedir.

 Batının çifte standardının yanı sıra bazı ülkelerde derin güçleri de eğiterek kendi politikalarını uygulatıyor olması Cumhuriyetin benimsediği değerler ve yetiştirdiği aydınların gözünü ve aklını açması gerekmektedir. 

Mısır, Arabistan, Cezayir, Tunus, Libya, Suriye… Ve bir zamanlar ülkemizde olduğu gibi... Demokrasi adına mücadele edilse de kar etmeyecek gibi görünen çoğunluğu Türk-İslam dünyasındaki Batı ve ABD’nin baskı, işgal ve tazyiklerini görmemek mümkün değildir. Ancak darbeler, diktatör yönetimleri, krallıklar Batının çıkarlarıyla örtüştüğü sürece olağan gelişmeler arasında görülürken Türkiye gibi toparlanma ve kendi ayakları üzerinde doğrulma emareleri gösteren bağımsız bir ülkeye karşı takınılan topyekûn tavrı görmemek en azından nankörlüktür! Batının yetiştirdiği aydın-yöneticilerin anladığı yöntem demokrasi falan değil efendilerinin emperyal çıkarlarını korumaktan ibaret görünmektedir

Türkiye gibi yüksek ve güçlü bir medeniyetin devamı olarak kurulan ancak Batının ele geçirmek için yüzyıllardır mücadele verdiği coğrafyalarda yüksek medeniyetin yeniden inşası için sanattan edebiyata, siyasetten ekonomiye; biyeden cemiyete, cemiyetten devlet hayatına her alanda yeniden düzenlemeler yapılmalıdır. III. Selim döneminden itibaren devam ettirilen Batılılaşma II. Mahmut’tan itibaren benimsenen Batcılaşma anlayışı merkezi ele geçirmiş bulunmaktadır. Merkezin demokratikleşmesi, hakla bütünleşmesi için düşüncelerin-zihinlerin durulması gerekmektedir. Zihin devriminin önüne hiçbir güç geçemeyecektir.

Son sözümüzü Batıya eleştirel bakan Alain Touraine’e bırakalım: “Hepimiz modernlik teknesine binmiş durumdayız ama aslolan gemide forsa olarak mı, yoksa birtakım olası ve kaçınılmaz kopmaların bilincinde olarak ellerinde bagajlarıyla yolcu olarak mı bulunduğumuz.” 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ankara escort bayan ankara escort bayan ankara escort bayan ankara escort bayan porno izle