Mustafa Kemal ATATÜRK, her Müslüman Türk evladı gibi Türk- İslam terbiyesi, gelenek ve görenekleri ile yetiştirilmiştir,  İstiklal Harbini başlatırken Müftülerin, Din adamlarının büyük ölçüde desteğini almıştır, Kuvva-i Milliye ve diğer Milli Cemiyetlerin ileri gelenlerinin ve müfreze komutanlarının birçoğunun Din adamı, Müftü, Molla olmaları ve Atatürk’e maddi ve manevi yönden destek olmaları sayesinde Kurtuluş savaşı zaferle sonuçlandırılmıştır, 168 Müftü Efendi ve çevresi Atatürk’ü kayıtsız ve şartsız desteklemiştir.  Manisa merkez ve ilçelerinde Milli Mücadeleyi başlatanların tümü müftü efendilerdir. İstanbul’da Cemal Hoca’nın, Ankara’da Börekçizade Rıfat Hoca’nın ve Anadolu’nun her köşesinde görevli Din Adamlarının desteği inkar edilemez.

       Hilafet kaldırılınca Diyanet İşleri Başkanlığına ilk atanan din adamı Rıfat Börekçi Hoca Efendi’dir,  büyük din alimi Elmalılı Hamdi YAZIR Efendiye yazdırdığı Din Kitabı ise Harp Okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur. Atatürk bir konuşmasında: “ Biz Milliyetperver ve dinimize hürmetkarız.”  demektedir. Cumhuriyet dönemi Türk Ordusunda Tabur İmamları ve Alay Müftüsü kadroları vardır ve bu görevlerde bulunan din adamları aynı zamanda subay idiler. Her Askeri Birliğin içine bir camii inşa edilmiştir. Yine Atatürk döneminde harp Okulunu bitiren Subaylar göreve başlamadan aşağıda yazılan yemini etmek zorunda idi. “ Ben, sulhta ve harpte, karada ve denizde ve havada ve her nerede olursa olsun, milletime ve memleketime daima doğruluk ve sadakatle hizmet ve hükümeti Cumhuriyetimizin bütün kanun ve nizamlarına ve amirlerimin her türlü emirlerine, bütün kalbimle itaat etmekten ayrılmayacağıma ve Milletimin namını, mukaddes ve şerefli Sancağımın şanını ve askerliğin namus ve şerefini canımdan aziz bilip bu uğurda seve seve canımı feda etmekten hiçbir zaman çekinmeyeceğime ve her zaman vazifesini, namusunu sever, özü ve sözü doğru ve gayretli bir asker olarak çalışmaktan başka bir şey düşünmeyeceğime; Cenabı Allah’ın kelamı olan Kuran-ı Azimüşan’a el basarak yemin ediyorum. Vallahi ve billahi.”     

       Büyük Taarruzun en zor anında emir Subayını göndererek Fevzi ÇAKMAK Paşa’yı çağırıyor fakat o anda Fevzi Paşa namaz kılmaktadır, Emir Subayı Muzaffer KILIÇ emri tebliğ edemeden geri dönüyor ve Fevzi Paşa’nın namazda olduğunu söyleyince Atatürk: “ Bizim Fevzi Paşa’nın dualarına ihtiyacımız vardır.” diyor. Atatürk, biliyordu ki Din Adamları, toplumun en çok sözü geçen ve toplumu etkileyen Halk liderleridir, bu sebeple din adamlarını, Esat hoca, Mehmet Akif, Mevlevi Şeyhlerini, Bektaşi Şeyhlerini, Şeyh Sunisi Efendiyi hatta Türk Ortodoksları Lideri Papa 2. Eftim Efendinin desteğini arkasına almıştır ve Onlara daima hürmet etmiştir.  

       Atatürk, laikliği getirmiş ve savunmuştur, laik olmak dinsiz olmak değildir, kendilerini dinsiz, ateist olarak kabul edenler ve ateistliği savunanlar hem kendilerini hem de çevresindeki aptalları aldatan aptallardır. Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat 09.05’te başını hafifçe sağa doğru çevirerek “ Ve aleykümselam.” diyerek son nefesini vermiş ve Hakka yürümüştür.  Şimdi Atatürk’ün inancından şüphe edenler,  başını iki elinin arasına alıp, eğer varsa aklını başına alıp biraz düşünsünler.        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.