Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Türkiye Büyük Millet  Meclisinin açıldığı ve Türkiye halkının egemenliğini ilan ettiği tarihtir. İstiklal harbi henüz verilirken Mustafa kemal’in hafızasında Milletin temsil edileceği bir Meclis  oluşmuş ve şekillenmişti.  600 yüz yıl süren bir padişahlık döneminden sonra asli unsuru Türk olarak kurulan fakat zamanla bu kuruluş gayelerinden vazgeçilerek, devlet idaresini ve orduyu   devşirmelerle doldurup, asli unsur olan Türkleri idare ve ordudan kovan Osmanlı  yöneticileri, zaman içinde iyice ipin ucunu kaçırarak, devlet ve orduyu bu devşirmelerin kontrolüne bırakmışlardı.  Bu devşirmelerin yönetiminde  22 milyon km2 olan imparatorluk önce duraklama, sonra gerilemeye başlayarak çöküntüye doğru yol almaya başlamıştır. İdari sebeplerin başında gelen Türk olmayan unsurların yönetimi ele alması, yetenek ve liyakat sahibi yöneticilerin iş başından uzaklaştırılması, devşirmelerin mensubu olduğu milletlere karşı Osmanlının yanında olmaktansa o milletin çıkarlarını ön plana alması, ekonomiye faydası olmayan borçlanmalar, ( en dar zamanlar da lüks, şatafat, saray yapımı gibi, Galata bankerlerinden alınan yüklü borçlar vs.)  Ululular arası arenadaki devlet yöneticilerinin devlet  lehine strateji ve öngörü ortaya koyamaması, Maliyenin  ve Dışişlerinin azınlıkların ya da yabancı hayranı olan devlet adamlarının tekelinde olması.  Bütün bu unsurlar bir araya gelince elbette devlet zaafa uğrayacak ve çöküş başlayacaktı. Buna bir de padişahların yabancı eşleri tercih ederek onları devlet yönetiminde söz sahibi yapmaları, yıkılışın katalizörü yapmıştı. En sonunda balkan Savaşları faciaları, Rusların Çatalca’ya kadar gelmelerini önleyememiş, Sultan Abdülaziz’in yaptırdığı çağın modern silah ve donanmasını, ondan sonra gelen Abdül hamid’in  koruyamaması ve donanmayı  Haliç’e çektirerek çürütmesi ( Çanakkale deniz savaşında bile kara savaşı vermeye mecbur kalışımız). Arkasından gelen birinci Dünya Savaşın da Cemal, Talat ve Enver paşaların Almanya’nın yanında  padişah olan Sultan Reşat’ın bile haberi olmadan savaşa sokmaları, savaştan mağlup çıkan Almanya’nın  yanında bizim de mağlup sayılmamız. Bu mağlubiyete bağlı olarak Agamemnon zırhlısında Mondoros  mütarekesini imzalayarak, ülkenin işgaline sebebiyet verecek anlaşmayı imzalamamız  (Mütarekenin  7.nci maddesine göre) Ardından  Sevr anlaşmasına imza atmamız neticesi  zaten hasta adam olarak nitelendirilen Osmanlının sonunu getirmiştir. Ankara ve civarında 12 bin km2 toprak parçası bize bırakılarak diğer topraklarımız işgal edilmiştir. 

İşte Mustafa Kemal bize bırakılan Ankara’da bir meclis kurarak halkın azim ve kararlığını bu meclise taşıyarak başlatma niyetindedir İstiklal harbini. Çünkü o bilmektedir ki; Artık köhnemiş padişahlık sistemi ile bu millet ayağa kalkamaz, milletin geleceğini ancak milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Bu niyetle 23 Nisan 1920 de  Ankara da TBBM açılışını yaparak  milletin kararlarını, milletin temsilcileri eliyle yine millet yapacaktır. O güne kadar milleti bir sürü olarak gören padişahların bu aşağılayıcı tutumunu, Kendi kararlarını, kendi eliyle seçtiği temsilcileri ile verebilecek bir hükümet şekli  ortaya koymak  amacıyla  bir Cumhuriyet kurdurmuştur.  Bu anlayış “ Egemenlik kayıtsız şartsız  milletindir “ sözüyle taçlandırılmıştır.   Bu açılıştan tam beş yıl sonra da  bunu bayram olarak çocuklara armağan etmiştir.  Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin, ve büyük sevginin ifadesi olarak milli bayramımız olan 23 Nisanı onlara hediye etmiştir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarını yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devletinin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar önemli bir vesiledir. 

Bu gün kutlamakta olduğumuz  23 Nisan Kuruluşundan bu yana yüzüncü yılını kutlamaktadır.  Aradan geçen bu yüz yılda. Ülke Atatürk’ten sonra  çok hükümetler görmüş  fakat bu gün içinde bulunduğumuz  günlerde bizi idare eden (! ) hükümet kadar ülkesine milletine uzak olan bir hükümetle karşılaşmamıştır. Cumhuriyetin tüm kazanımlarını özelleştirme adı altında sermaye sahiplerine ve yabancılara satan bu iktidar sahipleri, tarımda da bizim kendi ürettiğimiz mallarımızı ektirmeyerek dışa bağımlı hale getirdiler. Bu ülkede  iki Trakya büyüklüğünde  toprak ekilmiyor. Köyler boşaltıldı. Köyde kalan nüfusun yaş ortalaması 50 ‘nin üzerinde.  Yetişmiş insan gücünün bir ülkenin en etkili silah olacağı ülkede 16 bin köyde okul yok.  Topraklarımız ve  akarsularımız küresel sermaye ve onun yerli işbirlikçileri tarafından kapatılıyor. HES’ler vasıtasıyla halkın olan akarsularımız şişelenerek yine halka para ile satılmakta. Ülke ekonomisinin temel direkleri olan banka ve sigortacılık sistemlerimizi yine yabancılara satarak ekonominin çökmesine zemin hazırlamışlardır.  Son korona salgını ile iktidarın kriz dönemlerine hazır olmadığını alenen göstermiştir. Bu gün milyonlarca emekçi sefaletin kucağına itilmiş vaziyette uzatılacak bir yardım eli beklemektedirler.  Milyonlarca işsize eklenen milyonlarla beraber durum daha bir vahim noktaya gelmektedir. Ne umutlarla kurulan TBMM bu gün işlevsiz bir hale getirilip bir kenara bırakılmıştır. Ülke kutuplaştırılarak, Türklüğe aykırı ne kadar lüzumsuz iş varsa devleti yönetenler onlarla uğraşmayı ve Türk’ün değerlerini silebilmek için çaba içerisindedirler.   Tek bir adamın gölgesinde serinlemeye çalışanlar şunu iyi bilsinler ki bu dönem de geçecek, Şimdi kendini iktidar  sahibi sananlar yarın iktidardan gittiklerin de bunun hesabını ödeyeceklerini de bilmelidirler. 

İşte yüzüncü yılını kutladığımız  23 Nisan, “Bu milletin efendisi köylüdür “  olması gerekirken köylerimiz ve orada yaşayan halk perişan olmuş durumda. Bu ülkede bir elin parmaklarını geçmeyen yandaş müteahhit adam yenine konularak, ülkenin ekonomik değerleri bunlara akıtılmaktadır. Yollar, köprüler, tüneller, şehir hastaneleri ki (İngiltere bu sistemden vazgeçti)  üç, beş yandaş müteahhit’e garantiler  verilerek yaptırılmakta 25 yıllığına geçiş ve yatış garantileri ile kiralanmaktadır. Bu milletin vergileri ile 25 yıl bu yandaşlara para akıtılacaktır. Bu iktidar eliyle yoksullukla mücadele edilmek için söz verilerek seçim kazanılmıştı. Yoksullukla mücadele edilmediği gibi, yoksulluk yönetildi.halk yardımlara muhtaç ve mecbur bırakıldı adeta yoksulluk yönetildi.  Makarnaya muhtaç hale getirilen halk bunları yardım olarak alabilmek adına çaresizleştirildi.  Ve en kötüsü de insana kulluk etmeyi yüz yıl önce bırakan ve kendi iradesi ile kendisinin geleceğinin tayinini yapmasını öğrenen halk, şimdi   halk yeniden yeni padişaha kulluk etsin istenmekte ve en zayıf olan din yolu ile “ YENİ OSMANLICILIK” hortlatılmaya çalışılarak Türklükten arındırılıp Araplaştırılmaya çalışılmaktadır. Genişletilmiş Orta Doğu Projesi ile. Kendini Müslüman sayan Evagelistlerin  havuzuna su taşımakla kendilerini görevli addetmekte. Bir de İsrail’in planlarına.

Mustafa kemal diyor ki ;

“ bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır, O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır.  O da  milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir. 23 Nisan 2020

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.